5 Nisan 2013 Cuma

Diyojen'in Hayatı, Felsefesi; Diyojen Sendromu; Diyojen Kulübü

Diyojen (Diogenes)
"Diyojen (Diogenes) M.Ö. 412  - M.Ö. 323 yılları arasında yaşamış Kinik felsefesinin öncüsü ünlü filozoftur. Sinop'ta doğmuş Korint'de ölmüştür. Babası ve Diyojen'in kalpazanlık ve para tahribatı suçuyla Atina'ya sürgün edildiği bilinmektedir. 1071 Malazgirt Savaşı'nda Alparslan'a yenilen Romen Diyojen (IV. Romanos Diogenes) ile sıklıkla karıştırılmaktadır." 

"Diyojen, sürgün edilen babasıyla Yunanistan'a gitmiştir. Kısa bir süre sonra onu terk eden “Manes” adındaki köle ile geldiği Atina'da dönemin medeniyetine karşı çıkmış bir köpek gibi yaşamaya karar vermiş, böylece "kynikos" (köpeksi) adını almıştır. Dinde, davranışta, giyimde, barınmada, yiyecek ve terbiyede bütün geleneği reddetmiştir. Atina'da tanıştığı Sinizm öğretisinin kurucusu Antisthenes kendi felsefe ve öğretisini Dijoyen'e öğretmiştir. Sokrates’den ders alan Antisthenes, Sokrates’in ölümünden sonra kendi okulunun başına geçip gerçek erdemin kişinin kendine egemen olmasına, tutkularından ve öbür insanlara bağımlılıktan kurtulmasına dayanan kinik felsefesinin kurucularından olmuştur. Diyojen, Atisthenes’in doğaya uygun yaşam çağrısına uymuştur. Hayatını son derece fakir olarak geçiren Diyojen'in içinde yaşadığı bir fıçısı ve bir çanağı vardır. Rivayetlere göre bir gün bir çeşme başında avucu ile su içen bir çocuğu gördüğünde “Bu çocuk bana fazladan eşyam olduğunu öğretti” diyerek elindeki çanağı da atmıştır."

"Aristoteles'in öğrencisi olan Büyük İskender felsefeye meraklı filozoflara değer veren bir hükümdardır. Korint’e gelen Büyük İskender, Diyojen’i ziyaret etmiş ve bir dileği olup olmadığını sormuştur. O ise bu soruya “Gölge etme başka ihsan istemem.” yanıtını vermiştir. Daha sonra ünlü imparator: "Büyük İskender olmasaydım 'Diyojen' olmak isterdim" demiştir."


Büyük İskender ve Diyojen

"Kuduz bir köpeğin ısırığıyla, çiğ ahtapot yeme alışkanlığına bağlı olarak ya da nefesini tutarak intihar ettiği gibi pek çok ölüm sebebi rivayet edilmektedir. Eflatun'un "Çılgın Sokrat" dediği, çok güzel konuşan, üstün zekası ile herkesi etkileyebilen bu ünlü Kinik filozof bütün gariplik, anormal hal ve tavırlarına rağmen saygı görmüş, ölümünden sonra anısına Korintoslular bir köpeğin yaslandığı mermer bir sütun dikmiştir."


Diyojen'in Felsefesi 


"Diyojen yoksulluk içinde yaşadığı, halka açık yerlerde yatıp kalktığı ve yiyeceğini dilenerek topladığı halde, herkesin aynı şekilde yaşaması gerektiğini savunmamıştır. Kişinin en kısıtlı yaşam koşullarında bile, mutlu ve bağımsız olabileceğini göstermeyi amaçlamıştır. İnsanın kendi kendine yeterli olabilmesi gerektiğini savunmuştur. Uygarlaşmanın getirdiği kurallara ve araçlara bağlı olan bir yaşamı reddetmiş, yaşamın doğal ve sade olması gerektiğine inanmıştır. Bu inanışıyla da kinik felsefenin öncülerinden olmuştur. Kinizme ün kazandıran, dolayısıyla kinizmin yayılmasını sağlayan Diyojen'dir. Diyojen bu öğretiyi eyleme dönüştürmüştür ve gerçek erdeme ancak bu şekilde ulaşılacağını savunmuştur. Rivayete göre Diyojen, yaşamını bir fıçının içinde devam ettirmeye vardırarak, toplumsal gereksinmelerden kendisini tamamen yalıtmaya yönelmiştir."
"Kendi açısından sade ve doğal, toplumsal değerler açısından ise sefil denebilecek bir yaşam sürer. Ona göre, sade bir yaşam tarzı, sadelikten başka, örgütlenmiş, dolayısıyla uzlaşımsal toplumların görenek ve yasalarını da önemsememek anlamına gelir. Diyojen, doğaya aykırı bir kurum olan ailenin yerini, kadınların ve erkeklerin tek bir eşe bağlı olmadığı, çocukların ise bütün toplumun sorumluluğunda bulunduğu doğal bir durumun alması gerektiğini savunmuştur."

Diyojen Sendromu 

"Zaman içerisinde Diyojen, onun yaşam biçimine benzer yaşayan insanlar için bir yakıştırma olmuştur. Bu benzetme psikiyatride de kullanılmaya başlanmış ve kendilerine bakmayan insanlar Diyojen’e benzetilerek, hastalıklarına "Diyojen sendromu" adı verilmiştir. Bu hastalar ekonomik ve sosyokültürel seviyesi yüksek insanlar olup, normal hayatlarında duygusal olarak değişken, agresif, belli bir gruba ait olmaya çalışan ve gerçeklik ile problemleri olan insanlardır. Bu tip bir davranış bozukluğuna çok yavaş geçmektedirler. Sendromun nedeni olarak erken yaşlarda yaşanan bir strese cevap olarak geliştiği fikri bugünlerde ağır basmaktadır. İlk olarak etraflarında olup bitenlerle temaslarını kesen bu hastalar genellikle yalnız yaşarlar ya da etraflarındaki yakınlarının farkında değildirler. Anti-sosyalleşme çoğunlukla kir pas içinde, dağınık bir ortamda yaşamaya başlayarak çöp toplamaya (syllogomania) da başlayabilmektedirler. Beslenme bozukluklarına bağlı problemler (demir, protein, kalsiyum, vs. eksiklikleri) sıklıkla mevcuttur. Özellikle kadınlarda görüldüğünde sıklıkla ölümle sonuçlanmaktadır (5 yıllık sağkalım %46). Olguların büyük çoğunluğu anti-psikotik ilaçlara iyi cevap verirler." 

"Hastalar çoğunlukla kimsesiz, entelektüel seviyeleri yüksek insanlar olduklarından toplumdan yavaş yavaş koparlar ve yoklukları toplum tarafından hissedilmez. Hastalıkları son noktaya ulaştıklarında ise, Diyojen misali tek istekleri "gölge etme başka ihsan istemez" olduğundan, toplum da onları çok umursamaz. Ne zaman ki, bir şekilde saldırgan olur diğer insanlar onlardan korkar, pis halleri çevrelerini rahatsız eder, o zaman toplumun ilgisini çekerler. Diyojen sendromu, yaşlanan toplumlarda, uç bir hastalık gibi görünse de, aslında bu hastalar toplumun kimsesiz olan bu tip insanlara karşı ne kadar duyarsız olduğunun bir yansımasıdır. Bütün olarak incelenmesi gereken bu insanların sayısının günün koşulları içerisinde daha da artacaktır." 

Diyojen Kulübü 

Diyojen Kulübü
Diyojen Kulübü, birçok Sherlock Holmes hikayesinde geçen, serinin yazarı Sir Arthur Conan Doyle tarafından kugusal olarak ortaya atılmış bir beyefendiler kulübüdür. Seriye göre kulüp, toplumdan soyutlanıp kendilerince gazetelerini okumak, düşünmek ve diğer işleriyle uğraşmak isteyen Sherlock Holmes'ün tembel ağabeyi Mycroft Holmes ve birkaç beyefendi tarafından ortaklaşa kurulmuştur. Kulüp, insanların herhangi bir rahatsızlıkla veya engelle karşılaşmadan okuyabilmesi için bir odası haricinde konuşma yasağı olan, uşakların ses çıkarmamak için ayaklarına pamukla kapladıkları ve ayak uçlarına  basarak yürüdükleri bir yerdir. İsmi, amacından da anlaşılabileceği gibi Diyojen'den gelmektedir. 

Son Söz 

Diyojen gibi insanlar, felsefeyle ve düşünceyle hayatın gerçek anlamını anlamıştırlar. Bizler gibi görmezler dünyayı. Dolayısıyla bizlere çok normal ihtiyaçlar gibi gelen giyinme, barınma, yeme içme,... gibi ihtiyaçlar onlara çok sıradan şeylerdir. Düşüncenin ve felsefenin zevkine varıp hayatın anlamını buldukları için kendilerini diğer şeylerden soyutlamışlardır. İleri akli şeyler varken dünyanın şeylerine ehemmiyet vermezler. Bu yolda Diyojen evden, giyisilerden, toplumun saygısından vazgeçmiştir. Hatta eliyle su içen bir çocuğu gördüğünde su içtiği tasını artık gereksiz olarak niteleyerek atmıştır. Diğer yandan Sokrates, felsefesi yolunda hayatından  vazgeçmiştir. Hayatından vazgeçmek pahasına dahi felsefesinin öğretilerinden vazgeçmemiştir. Kimilerine göre Diyojen pis bir adam olabilir, Sokrates ise aklını kaçırmış bir deli. Aslında onlar aşmış insanlardır. 

Not: Diyojen ile alakalı bir derlemedir. Hayatı ve felsefesi kısmı ansiklopedik kaynaklardan sadece ufak revizyonlarla alınmıştır. Diyojen sendromu, bilimsel ve sosyal makalelerden derlenmiştir. Diyejen Kulübü kısmı da derlemedir. Son Söz kısmı kendime aittir. Yazıdaki amaç, Diyojen ve Diyojen ile alakalı tüm önemli noktaları bir araya getirmektir. Ki, öyle de olmuştur.

1 Nisan 2013 Pazartesi

Dünden Bugüne Katılımcı İnternet Sözlükleri

Bugün Türkiye'de bulunan, başını Ekşi Sözlük'ün çektiği yüzlerce katılımcı internet sözlüğü var. Bu sözlükler neredeyse bir milyona yakın insana ve milyonlarca tanıma ev sahipliği yapmakta. Siyasi tartışmalar, salt bilgiler, karşıt görüşler, hayat tecrübeleri ve daha birçok çeşitte yazı kendisine bu sözlüklerde yer bulmakta. Bu noktada insanın aklına "bu sözlük furyası nereden geliyor?" gibi bir soru gelmekte. Yabancı menşeli midir? Ne zaman ve nasıl başlamıştır? Ben de buradan yola çıkarak katılımcı internet sözlüklerinin tarihini inceleyeceğim.
ekşi sözlük

Katılımcı internet sözlüklerinin öncüsü, Türkiye'de bu furyanın öncüsü olarak yaygın şekilde tanınan Ekşi Sözlük imiş. Herkes Türkiye'deki öncülük kısmını bilse de, dünyadaki öncü sitenin de Ekşi Sözlük olduğunu bilmez.

Ekşi Sözlük, 1999'da Sedat Kapanoğlu tarafından kurulmuştur. Fikrin kaynağı ise kurucunun okuduğu Dougles Adams'a ait "Otostopçunun Galaksi Rehberi" adlı bir kitaptır. Kitapta, bilinmeyen bir gelecekte kainattaki herkesin bilgi ekleyebildiği bir bilgi kaynağından bahsediliyor. Buradan hareketle Sedat Kapanoğlu, sevdiği bir şarkının ismi olan "Sourtimes" adında bir site kurarak, bir kısmını da hayalindeki sözlüğe tahsis eder. Sitenin isminde geçen ingilizcede manası "ekşi" olan "sour", bugünkü Ekşi Sözlük'ün de isim babası olur. Daha öncelerdeki hayali "Sedat Software Group" adlı kısaltması "SSG" olan bir yazılım grubu kurmak olan Sedat Kapanoğlu ise kendisine "SSG" nickini seçer. Ve site "Kutsal Bilgi Kaynağı" mottosuyla 1999'da yayın hayatına başlar.

Sözlüğün yapısı, işleyişi, kuralları tamamen özgün olarak şekillenmiştir. Daha önceki mizah yazılarında "bakınızlar" vermeyi seven kurucu sözlüğe "bakınız verme" imkanı eklemiştir. Kişiler başlık açmakta ve bunun altına tanım girmektedir. Girilenlerin doğru olma zorunluluğu yoktur. Sözlükte admin, moderatör adlı yöneticiler, gammaz adlı kamu denetçileri gibi sözlüğün yönetimini sağlayan hiyerarşi mevcuttur.

sözlük kavramları


Ekşi Sözlük en başlarda çok da olmayan bir ilgiyle yoluna devam eder. Giderek özellikle üniversite gençliği arasında yayılmaktadır. Hem eğlenceli hem bilgilendirici hem paylaşımcı hem de karşıt fikirlerin barınabildiği bir yer olarak izlenmektedir. Bu süreçte yazar olma talebi de artmaktadır. Gelen talep bir anda artınca Ekşi Sözlük yazar alımlarını kapatır. Bu noktada, Ekşi Sözlük'ün yazar alımlarını durdurmasını fırsat bilen, Türkiye'deki katılımcı internet sözlüğü talebinin farkına varmış üç sözlük (nedir.net, zamane sözlük ve private sözlük) 2003'te yayına geçer. Bu ve bundan sonra gelecek diğer sözlüklere "Klon Sözlük" adı verilecektir. Daha sonraki seneler birçok klon sözlüğün kuruluşuna şahit olacaktır. Bugün Ekşi Sözlük tarzında en büyük klon sözlükleri 2004'te açılan İTÜ Sözlük ve 2006'da açılan Uludağ Sözlük'tür. Başarıya ulaşan bu klon sözlüklerin birer üniversite ismiyle anılması, bu sözlüklerin üniversite öğrencileri tarafından geliştirilmesine ve yine yoğun olarak üniversiteliler arasında popüler olmasına bağlanmaktadır.

itü sözlük

Yıllara göre her yıl açılan katılımcı internet sözlüğü sayısı:
1999 - 1 sözlük 
iü sözlük
2003 - 3 sözlük 
2004 - 4 sözlük 
2005 - 4 sözlük 
2006 - 18 sözlük 
2007 - 39 sözlük 
2008 - 20 sözlük 
2009 - 3 sözlük

Ekşi Sözlük ve diğer klon sözlükler başlık ve tanımlar açısından katı ve belli kurallara sahiptirler. Yazar olanların bu kuralları bilmesi ve bunlara uygun hareket etmesi beklenir. Süregelen Ekşi Sözlük tarzı kurallara dayanan katılımcı sözlük tarzına bir tepki olarak 2009 yılının sonlarına İnci Sözlük doğmuştur. Kural, kuralsızlıktır. Türkiye Cumhuriyeti yasaları gibi bağlayıcı dış kaideler haricinde sözlüğün hiçbir kuralı yoktur. Diğer sözlüklerden, hatta toplumdan dışlanmış insanlar İnci Sözlük'te bir araya gelmiştir. Bundan sonrasında ise internet üzerinden mizahi ve anarşist kültürün temsilcileri olmuşlardır. 2011'de İnci Sözlük'ün yazar alımlarında büyük bir kısıtlamaya gitmesi İnci Sözlük tarzında kuralsız sözlüklerin sayısını artırmıştır. Bugün İnci Sözlük tarzında onlarca site bulunmaktadır.

inci sözlük ve dedeler
Kısacası, bugün Türkiye'de, dünyanın başka hiçbir yerinde olmayan bir sözlük kültürü hakimdir. Bazısı Ekşi Sözlük tarzında kuralları olan, bazısı da İnci Sözlük tarzında kuralsız sözlüklerdir. Diğer yandan hepsi, insanların birçok ihtiyacına hizmet etmektedir. Bu ihtiyaçlar; sosyal konular hakkında fikir belirtme, siyasi düşünceyi ortaya koyma, edebi yazın, bilgi, paylaşma, sosyal ilişki kurma, okuma ve okunma, takip etme ve edilme, beğenme ve beğeni alma gibi sayısız olarak çoğaltılabilir. Bugün birçok katılımcı internet sözlüğü insanların bilgilendiği, yazı yazmayı öğrendiği, düşüncelerini aktarma yolları gösteren entelektül bir ortam konumundadır. İnci Sözlük ve klonları da oradaki insanların ihtiyaçlarını karşılayan bir konumdadır. Kimse inkar edemez ki, İnci Sözlük ve klonları da bir ihtiyacın, bir tepkinin ürünüdür.

Bugün bazı sözlükler altın dönemini yaşamaktadır. Bazıları çoktan yaşamış, bazıları da yaşayacaktır. Genel olarak katılımcı internet sözlükleri bugün kendilerine sabit bir yer, sabit bir yazar ve okur kitlesi edinmişlerdir. Bir şey hakkında fikir sahibi olmak isteyenlerin ilk referans noktası haline gelmişlerdir. Çünkü insanlar, sözlükteki yazarları, yanlı şirket ve kurumların aksine, kendisine yakın, hatta kendisi gibi görmektedirler. Bu da sözlüklerde yazılanlara güveni arttırmaktadır. Aynı şekilde sözlük yazarları da, okunduklarını ve insanların önemli bir karar öncesi yazdıklarına göz atacaklarını bildikleri için çoğunluk olarak sorumluluk duygusu çerçevesinde yazılarını yazmaktadırlar.

Bugün birçok insan katılımcı internet sözlükleri sayesinde uyuşabileceği sağlam dostlar edinmiş, hatta evlenmiş, bilgilenmiş, entelektüel düzeyini yükseltmiş, yazı yazmayı ve düşüncesini nasıl aktaracağını öğrenmiş, kendisine hoş bir hobi ve lobi edinmiş, sosyal olarak gelişmiş ve daha sayamadığımız birçok fayda görmüştür. Bundan dolayı Ekşi Sözlük kurucusu Sedat Kapanoğlu teşekkürü hak etmektedir.

Katılımcı internet sözlüklerinin iyi yönde gelişmesi ve insanlığa daha yararlı hale gelmesi ümidiyle.

KAYNAKÇA

http://tr.wikipedia.org/wiki/Ek%C5%9Fi_s%C3%B6zl%C3%BCk
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kat%C4%B1l%C4%B1mc%C4%B1_s%C3%B6zl%C3%BCk
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nci_s%C3%B6zl%C3%BCk
http://www.eksisozluk.com/
http://www.iusozluk.net/
http://www.itusozluk.com/
http://www.uludagsozluk.com/
http://inci.sozlukspot.com/
http://ogecan.com/newworks/Sozlukler.pdf
http://www.onedergi.com/2009/12/eksisozlukun-kurucusu-ssg-one-dergisine-konustu/
http://www.etohum.com/eksisozlukun-kurulus-hikayesini-biliyor-musunuz
http://www.etohum.com/eksisozluk-adi-nereden-cikti
http://www.iusozluk.net/t/mart+2009+alexa+interaktif+s%F6zl%FCkler+s%FDralamas%FD
http://www.iusozluk.net/t/interaktif+s%F6zl%FCkler+tarihi+s%FDralamas%FD

8 Mart 2013 Cuma

Özel Üniversite vs Devlet Üniversitesi

Özel Üniversite

Son yıllarda çok miktarda özel üniversitenin açılması ile özel üniversiteler de öğrencilerin tercihlerinde önemli hale geldi. Bu yüzden iki üniversite çeşidi arasındaki farklar tercih açısından önem kazanmaya başladı. Bu yönden genel olarak bu iki üniversite çeşidi arasındaki farklara değineceğim.



Araştırmalara göre bir üniversite öğrencisi, üniversite hayatı boyunca en çok bilgiyi yine kendisi gibi öğrenci olan akranlarından ediniyor. İlginç ama hocalar, kitaplar ve imkanlar arkadan gelen faktörler. Ben de incelemeyi bu önem sırasıyla yapacağım.

Öğrenci Kalitesi

Akademik hayat boyunca öğrencilerin en çok bilgi edindikleri kişiler kendi dönem arkadaşları ise öğrenme kalitesini en çok etkileyen şey kişinin bölümünün öğrenci kalitesidir.


- Devlet üniversitelerinde bölümdeki herkes aşağı yukarı yakın puanlarla bölüme kabul edilir. Özel üniversitelerde ise burslu öğrenciler ile burssuz öğrenciler arasında genelde bir puan uçurumu vardır. Bu da devlet üniversitelerinde daha homojen bir eğitimi getirir. Özel üniversitelerde ise daha heterojen bir eğitim vardır, çünkü eğitim burssuz öğrencilere göre verilir.

- Özel üniversitelerdeki bir kısım öğrenciler "parayı bastırdık, bizi geçirmek zorundasınız" gibi gerzekçe bir düşünceye sahiptir. Bu öğrenciler özel üniversitede eğitimin ve sınav sisteminin kalitesini aşağı çeker. Devlet üniversitelerinin eğitim ve sınav düzeyleri daha yüksektir.

- Özel üniversitelerde eğitim-öğretim ile alakası olmayan bir güruh vardır. Kimisi sadece üniversite muzunu olmak için okumaya kimisi de zengin sevgili/koca bulmaya gelmiştir. Devlet üniversitelerinde ise bu kişilerin sayısı oldukça azdır.

Sonuç olarak devlet üniversitelerindeki öğrencilerin akademik bilgi ve bilinç düzeyleri genel olarak özel üniversitelerindekilerden yüksektir.

Öğretim Üyesi Kalitesi

Öğretim üyesi kalitesi üniversite kalitesi en çok etkileyen faktörlerden birisidir. Anlatılan dersler, ders programları, ders materyalleri öğretim üyelerinin elinden geçmektedir.

- Büyük köklü üniversiteler en geniş ve kaliteli öğretim üyesi kadrosuna sahiptirler. Kadro kalitesi ve genişliği üniversitenin kuruluş tarihi yakınlaştıkça azalır. Son zamanlarda özel üniversitelerin açılmasıyla birçok kaliteli öğretim üyesi çeşitli nedenlerden dolayı (maaş azlığı, ilgisizlik,...) özel üniversitelere geçmiştir. Birçok köklü devlet üniversitesi bu süreçte kan kaybetmiştir. Bu yönden tercih yapmadan önce bölümlerin öğretim üyesi kadrosu ve kalitesini araştırmak gerekir. Her özel üniversite bölümü kaliteli hocaları çekemediği gibi her devlet üniversitesi bölümü de hocalarının önemli bölümünü kaybetmemiştir.

- Öğretim üyelerinin öğrencilere karşı olan tutumu da önemlidir. Özel üniversitelerde yüksek ücretler ödenen eğitim ve her öğretim üyesine devlet üniversitelerine göre daha az öğrenci düşmesi nedeniyle öğrencilere daha yüksek ilgi vardır. Özel üniversite öğrencileri devlet üniversitesi öğrencilerine göre daha yüksek doğal ilgi görmektedirler. Diğer yandan "devlet üniversitelerinde öğrenciye hiç ilgi gösterilmiyor" algısı da yanlıştır. Devlet üniversitelerinde öğretim üyeleri tüm öğrencilere ilgi göster(e)memekte, daha ilgili daha talepkar öğrencilerle ilgilenmemektedirler. Bu da yüksek öğrenci/öğretim üyesi oranının sonucudur. Lakin ilgili, istekli, talepkar öğrenciler devlet üniversitelerinde daha nitelikli ilgi görebilirler. Bunun için sürekli öğretim üyelerinin ve asistanların kapılarını aşındırmaları, bu süreçte de terslenmek, ilgisizlik gibi olumsuzlukları göze almaları gerekir. Kimi öğrenciler de lisans boyunca öğretim üyelerine tek soru sormadan mezun olabilir. Genel olarak özel üniversitelerde standart bir eğitim varken devlet üniversitelerinde isteklilerin daha iyi bir eğitim alabileceği bir doğal seleksiyon vardır diyebiliriz.

Üniversite İmkanları

Üniversite imkanları öğrencileri üniversiteye çeken ve eğitimleri boyunca yararlanacakları imkanlardır. Bazı imkanlar gerekli iken bazıları da lükse kaçmaktadır. Kütüphane, derslikler, laboratuvarlar, diğer eğitim fasiliteleri gerekli imkanlar iken boğaza nazır bir kampüs, lüks kafe ve restoranlar yerine göre ekstra imkanlar olmaktadır.

- Türkiye'de devlet üniversiteleri devlet yönüyle geniş imkanlara sahiptir. Lakin bu imkanlar genelde düzgün kullanılmamakta veya kullandırılmaktadır. İmkanlar olsa da bakımsızlık, öğrencilerin kullanımına açık olmaması, kolay ulaşılabilir olmaması gibi olumsuzluklar çıkmaktadır. Özel üniversiteler ise öğrenci çekmek amacıyla imkanları dahilinde birçok imkan sunmaktadır. Hem gerekli hem lüks imkanlar birçok özel üniversitede daha iyi, daha ulaşılabilirdir. Tabi özel üniversite gibi devlet üniversiteleri, tek binalı ve kampüssüz bahçesiz (üniversite öğrencisi dediğin çimenlere yayılır) üniversiteler de bulunmaktadır.

- Kütüphane olarak devlet üniversiteleri geniş bir eski kitap koleksiyonuna, özel üniversiteler ise güncel kaynak kolleksiyonuna sahiptir. Devlet üniversitelerinin kütüphanelerinde güncel kaynak eksikliği vardır. Özel üniversiteler ise daha öğrenci merkeziyetli olduğu için birçok güncel kitap bulundurulmakta, olmayanlar ise istek halinde hemen temin edilmektedir. Devlet üniversiteleri çoğunlukla öğrenci merkezli değildir.

Yönetim


Üniversite yönetimi ve idari kadro öğrencilerle olan işler ve üniversite işleyişi açısından çok önemlidir. Özel üniversiteler ve devlet üniversiteleri arasında idari yönden uçurum gibi bir fark vardır.

Özel üniversiteler paralı eğitim işletmeleri olmalarından dolayı daha öğrenci merkezli üniversitelerdir. Öğrenci kolayına öğrenci işleri, sekreterlik,... gibi idari kısım ve personeli ile sıkıntı yaşamaz. Özel üniversitelerde öğrenciler fakülte sekreteri, anabilim dalı başkanı, dekan, rektör gibi akademik ve idari birimlerin başlarına kolaylıkla ulaşıp istek ve şikayetlerini kolaylıkla iletebilir.

Diğer yandan devlet üniversiteleri (devletimiz gibi) daha bürokratik, daha ulaşılmaz yapıya sahiptir. Devlet üniversiteleri genelde öğrenci merkezli değil personel merkezli yerlerdir. Birçok öğretim üyesi ve idari personel kendileri olduğu için öğrenciler var sanır. Öğrenciye saygı ve sevgi çerçevesinde hizmet vermenin vicdani rahatsızlıktan başka bir yaptırımı olmadığı için vicdansız, insanlıktan nasibini almamış gerek idari gerek akademik personel öğrencilere zulmetmektedir. Üniversiteler kendisi olduğu için öğrenciler var zanneden dekanlardan ve rektörlerden, egosunu tatmin eden öğretim üyelerinden, öğrencinin yüzüne bakmayan sekreterler ve özellikle öğrenci işleri personelinden geçilmemektedir. Öğrencilere gösterilen bu davranış paterni en üst kademelerden alt kademelere kadar silsile halinde inmektedir.

Oysa üniversiteler öğrenciler için vardır, üniversite öğrencilerindir. Bu düşüncede olmayan bahsettiğimiz handikaplara sahip üniversitelerde ülkenin geleceği olan bilgili gençlerin yetişmesi "bu yönetime rağmen" gerçekleşmektedir.

Sonuç


Devlet üniversiteleri ile özel üniversiteler arasındaki farklılık multifaktöryel düzeydedir. Üniversiteler ve özellikle tercih edilecek bölümler değerlendirilirken çoklu değerlendirme uygulanmalı ve mesele çok yönlü ve ayrıntılı olarak ele alınmalı, sonuç total olarak verilmelidir.
İyi tercihler, iyi eğitimler.