11 Mart 2012 Pazar

Kitap ve Okunacak Yer İhtiyacı Üzerine Bir Model

Barnes and Noble
Daha önceki yazılarımda kitap okumanın öneminden, kitap almanın ve okumanın verdiği hazzın doruklarına ulaşabilmekten, kitap kadar onları huzur ve sükunet içerisinde okuyabilecek yerlerin de büyük bir ihtiyaç olduğundan bahsetmiştim. Kütüphanelerin ne kadar eksik olduğundan da bahsetmiştim. İşte bugün, daha önceden Türkiye'de de örneklerine rastladığımız, özel sektörün güçlendiği yeni bir dünya düzenine göre revize edilmiş bir sistemden bahsedeceğim.

Barnes and Noble Modeli

Barnes and Noble; Amerika menşeli, uluslar arası, çok katlı bir binalara sahip olan, içerisinde fast food ve içecek dükkanları gibi ihtiyaçları da barındıran dev kitap mağazaları zinciridir.

Barnes and Noble İç Dizayn
İnsanlar mağazada hem okumak ya da almak için istedikleri her türden kitabı, kitabı inceleyip okuyabilmek için gereken sükunet içinde bir okuma ortamını, öğlen yemeğini yiyip kahve ve bilimum içecek çeşitlerini alabilecekleri bölümleri bulabiliyorlar. Bu şekilde sabah giren bir müşteri akşam mağaza kapanana kadar içeride kalabiliyor, her türlü dergi ve kitabı inceleyebiliyor, üstüne üstlük kimse de "hesabı keselim mi?" bahanesiyle "hadi kalk artık" manasına gelen cümleler kurmuyor (Amerikan sisteminin genel hatları da zaten böyle ya Starbucks'tan gördüğümüz gibi).

Sinerjizm
Devletten, resmi kütüphanelerden ümidi yoksa bir insanın beklentiler özel sektöre kayabiliyor. Özel sektörler insanın beklentilerini farkedip karşılamakta devletin hantallığına nazaran çok daha başarılılılar.

Sistemin Türkiye İçindeki Temsilcileri

Türkiye'de kitapçıların çoğu oturup kitabı kısa süre inceleyebilmek için dahi oturacak yer bulundurmuyorlar. Bazı kaliteli diyebileceğimiz kitapçılarda, kısa süreli oturum için kısıtlı oturma imkanları var. Böyle başka bir kitapçı daha var mı bilmiyorum ama Kabalcı ve Alkım kitabevleri Türkiye'deki yaygın düzenden daha farklı olarak Amerikan Barnes and Noble tarzı kitapçılık hizmeti sunuyor.

Kabalcı Kafe
Örneğin Kadıköy Alkım Kitabevi'nde giriş katında "Kahve Dünya"sı var. İnsanlar inceleyecekleri ve okuyacakları kitapları alıp kahvelerini yudumlayarak okuyabiliyorlar.
Ya da Beşiktaş Kabalcı Kitabevi'nde kitapçının içinde aynı zamanda geçip okunabilecek, bir yandan da kahvelerin yudumlanabileceği bir kafe bulunuyor. Bu sistemler Barnes & Noble sistemini andıran sistemler.

Daha Da İlerisi

Belki de okuma ihtiyacını karşılamak için özel sektör daha da ileri gider de çok katlı, bir kısmı kitap mağazası, bir kısmı hakiki bir kütüphane olan, yiyecek ve içecek ihtiyacını karşılayan kısımlarının da bulunduğu kitapçılar/kitabevleri kurarlar. Barnes and Noble'nin dünya geneline yayıldığı gibi önce Türkiye geneline, sonra da dünya geneline yayılırlar. Tabi ki özel sektörün bunu farkedebilmesi için de öncelikle bizlerde ihtiyaç haline gelmesi gerekiyor. Asıl zor olan da özel sektörün bu mağaza zincirlerini açması değil, halkımızda bu mağazalara duyulacak genel ihtiyacın karşılanması olacak gibime geliyor.

İstanbul Üniversitesi Tarihine Sahip Çıkıyor


Mensubu olarak bizleri, sanat kültür ve tarih sevenleri memnun eden durum.

Yalnız bir üniversite olarak önceliklerini çok iyi belirlemek durumunda. Öğrencileri ve mensupları fiziki şartları hiç iyi olmayan kütüphanelerde, dersliklerde öğrenim görüyorsa, öğrenciler bu üniversite içerisinde üvey evlat muamelesi görüyorsa binalardan önce ehemmiyet verilmesi gereken yerler var demektir. O da öğrencilerin kullandığı imkanları düzeltmek ve geliştirmek, öğrenci eksenli bir üniversite olmak. bir yerde öğrenci varsa orası öğretim kurumudur, eğitim kurumları öğrenciler içindir. Oysa ki istanbul üniversitesi'nde öğrenciler üniversite ve hocalar için varmış gibi bir dinazorca anlayış var. Son zamanlarda biraz kırılmaya başlasa da, bu tablonun istisnası birçok kaliteli, alanında saygın hoca bulunsa da genel durum malesef böyle.



Son zamanlarda bir iyileşme de yok değil. Yiğidi örseleyelim ama hakkını da yemeyelim. Çapa ve Ccerrahpaşa kampüsleri yıkılıp yeniden yapılıyor, kütüphaneler bazısı köklü değişimden geçerek bazısı da sadece boya sürülerek restorasyon yapıldığı belirtilip açılış üstüne açılış yapılıyor. Yarım yamalak olsa da bir otomasyon sistemi işliyor. Yine de bir kıpırdanma ve iyiye gidiş var. türkiye'nin en büyük ve köklü üniversitesine yakışmıyor yine de bulunduğu durum. demek ki kökler de bir yere gelince tıkanıyor, güncel durum ön plana çıkıyor.

Öğrenci işleri zaten ayrı bir konu. Öğrenciden bol ne var çevrede? Öğrenci kim ki? İşte öğrenci buradan eğitim alan, buraya harç yatıran kişi. öğrenci bir şey dediği zaman yüze bakılmadan, bilgisizce verilen kestirme cevaplar. Hocaya arattığın zaman bir yalanmalar, telefonda da olsa düğme iliklemeler felan. kişiliğiniz bu kadar mı?

Şu anda oğlu fakültemde öğretim üyesi olan, profesörlüğün babadan oğula geçtiğini bize kanıtlayan emekli bir cerrahi profesörü "elin ...larını ben mi eğiteceğim bu saatten sonra" demiş zamanında. Bu da genel olarak "İstanbul Üniversitesi"nin seneler içerisinde aldığı yolu gösteriyor. Üniversite şu an bu durumda olmasa da bu anlayışın kalıcı sakatlığını yaşıyor. Eski kafalı dinazor profesörler (profesör ama hoca veya öğretim üyesi değil) gidip yerine insancıl öğretim üyeleri gelmedikçe de tam olarak kurtulacağa benzemiyor.

Sonuç olarak üniversitemizi seviyoruz. Yaptığı öncü projelerle de gurur duyuyoruz; ama önceliklerini iyi ayarlamasını bekliyoruz. Öğrenci odaklı bir üniversite olmasını bekliyoruz. Ne kadar bekleyeceğimizi göreceğiz.

http://www.istanbul.edu.tr/

3 Mart 2012 Cumartesi

Çapa Hulusi Behçet Kütüphanesi

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, nam-ı diğer Çapa'nın öğrenci kütüphanesidir. Diğer adı Hulusi Behçet Kütüphanesi'dir.

Çok eskilerde 24 saat açıkmış. Nerede evsizi, berduşu, sokaklarda "havalimanından geliyorum; saat, parfüm lazım mı?" diyen zencisi varsa hep kütüphanede sabahlarmış. Ondan sonrasında ise geceleri kapatmaya başladılar kütüphaneyi. Sabah 07.30 ila gece 23.45 arasında açıktır. Bazısını kesmese de tatmin edici saatleri var yine de.

Kütüphane alanı geniş olup tüm fakülte öğrencilerine yetmemektedir, oysa ki silme masa ile kaplıdır. Kitap ve sosyal imkanları çok kısıtlıdır hatta yoktur. Sosyal imkanları çok kısıtlı olsa da yemeden, içmeden hatta nefes almadan çalışabileceğiniz en iyi kütüphanedir. 72 milletten ders çalışan adam bulunur içinde, öteki buçuk milletin de zaten çalışmaya ihtiyacı yoktur.

Kendisi Çapa'nın en çürük binasıdır. En küçük depremde çökecek ilk binadır. Ki çökerse de fakülte birkaç devre birden kaybeder ve birkaç dönem mezun vermeyebilir. Çünkü `TUS` çalışan 5. ve 6. sınıflar, dersleri yoğun olan 4. sınıflar sürekli kütüphanededir. 1918'de çanakkale savaşına giden tıbbiyelilerle mezun vermeyen fakülte, herhangi bir depremle de aynı duruma düşebilir.

Belki de bu nedenledir bilemiyorum, Çapa ve Cerrahpaşa'nın yenilenme projesinde ilk yıkılacak ve yapılacak yerlerden birisi Çapa kütüphanesidir. Yani bugünkü haliyle müşerref olmak için sayılı günler var. Umarım ki sonrasında yeni yüzüyle, modern bir kütüphane göreceğiz.

Güzel günler göreceğiz floresanlı günler
Kalemleri beyazlıklara süreceğiz

1 Mart 2012 Perşembe

Atom Altı Entrikaları

Artı yükü atom çekirdeğindeki protonlar, eksi yükü ise atom etrafındaki yörüngelerde dönen elektronlar oluşturur. 

Cisimler yüklü cisimler ve nötr cisimler olarak ikiye ayrılır. Nötr cisimler, içerisindeki artı ve eksi yük miktarı birbirine eşit olan cisimlerdir. Yüklü cisimler ise içerisindeki yük miktarı artı veya eksi bir tarafa doğu fazlalaşmış cisimlerdir. Yanlış kanının aksine hem artı hem eksi yük hareket etmez. Hareket eden sadece eksi yük yani elektronlardır. Protonlar yerlerinde dururken elektronların yer değiştirmesi yükü belirler. 

Nötr durumdaki bir cisme yüklü bir cisim yaklaştırırsak, yüklü olan cisim tersi olan yükü çekeceği için cismin yüklü cisme bakan tarafı bir yükle, öteki tarafı diğer yükle yüklenir. Örneğin nötr bir metal çubuğa eksi yüklü bir cisim yaklaştırırsak, metalin yüklü cisim tarafındaki elektronlar "aynı yükler birbirini iter" prensibiyle metalin öteki tarafına itilir, cisme bakan taraf artı yani pozitif yükle, cisme bakmayan taraf ise eksi yani negatif yükle yüklenir. Basit bir elektrostatik kuralı. 

Mesel denizine açılalım ve protonu kendini ağırdan satan kız, elektronları ise abazan erkekler olarak düşünelim. Kızlar, abazan erkekleri çeker. Yani sürekli yer değiştirenler abazan erkeklerdir. Kızlar ise insanları etrafında döndürmeyi sever, tıpkı çekirdekteki proton gibi. Bir kızın etrafında ne kadar erkek varsa, o miktarda erkek kızın yanına yaklaşamaz. Abazan erkeklerin tek mantığı vardır; "nefes alsın yeter" felsefesiyle boşta olan bir kıza yaklaşmak. 

Hiçbir atomla tepkimeye girmeyen atomlar vardır; bunlar helyum ve radyum gibi soygazlardır. Çok soylu ve asil atomlardır. Kimseyle oralı olmazlar, atomlara yukarıdan bakarlar. Periyodik cetvelin en havalı ve nezih yerinde, tükürseler kağıda değecek mesafedeki kutucuktan yalılarının sahillerinde, üstlerinde "robe de chambre"larıyla içkilerini yudumlamaktadırlar. Dünya umurlarında değildir.

Nötron ise çok sallanmayan, dikkate alınmayan, çekirdekte bulunan bir elemandır. Aynı çekirdeği eşi protonla paylaşmasına rağmen yükü olmadığından dolayı sürekli aldatılır. Çünkü nötrdür. Oysa ki atomlarda nötron azalması veya artması atomun kararlılığını bozar. Nötron sayısı değişen atom, radyoaktif maddeye dönüşür ve radyasyon yaymaya başlar. İşlem, atom çekirdeğinin ani parçalanmasına kadar devam ederse iş atom bombasına kadar devam eder. 

Yani bir manada nötron, hesaba katılmayan, sürekli boynuzlanan basiretsiz kocaya benzer. Durur, durur, durur ve pompalı tüfekle ortalığı dümdüz eder. 

Eğer taş-kağıt-makas olarak sıralarsak bunları; proton elektronu etrafında döndürür, elektron nötr olan nötronu yüküyle boynuzlar, nötron bombardıman olursa ortada proton mroton bırakmaz. O zaman oynayalım.

... proton-elektron-nötron...