Email ile takip et.

29 Şubat 2012 Çarşamba

Türkiye'de ve Dünyada Kütüphane Kültürü

Ahmet Hamdi Tanpınar Müze Kütüphanesi
Türkiye'de ihtiyaç duyulduğunda, bazen gidilen yerler artık kütüphaneler. Öğrenciler için ders çalışılabilecek bir alan, yetişkinlerin küçük bir kısmı için ise ayda yılda bir küçük bir şey araştırılacak yerler. Çevreme baktığımda bunların haricinde kütüphaneye ihtiyaç duyan pek insan görmüyorum (belki de okuma alışkanlığıyla alakalı). Oysa ki gelişmiş ülkelerde kütüphane ve kütüphanecilik, yaşam tarzı haline gelmiş bir kültür. Kütüphaneler, günlük hayatın rutininden sıkılanların ve akademisyenlerin sığınağı, kütüphaneciler ise bilginin ve entelektüalitenin savaşçıları.

Gelişmiş ülkelerde kütüphanelere ve kütüphanecilere verilen değeri birkaç veri ile anlayabiliriz:

- Gelişmiş ülkelerde kütüphaneler, şehrin en güzel yerinde ve çok güzel binalarda bulunur. İçerisinde zengin kitap seçeneği vardır. Bizde ise belli belirsiz yerlerde, izbe binalardadır. Kitap içeriği belli belirsizdir. Elden düşme ve bağış yoluyla gelmiş kitaplar ne kadar elverirse o kadar kitap vardır. Devlet veya başka bir kurum tarafından düzenlenen sistematik bir kitap politikası yoktur.

- Gelişmiş ülkelerde kütüphanecilik çok değer verilen ve saygı duyulan bir meslektir. Kütüphaneciler başında bulundukları kitaplarla yetişirler, sürekli okurlar ve kendilerini geliştirirler. Kütüphanecileri anlatan biraz sürreal da olsa ortalama bir filmleri bile vardır: The Librarian. Bizde ise kütüphanenin başında tek vasfı memur olan, asgari ücret alan, en fazla kitapları beklemeye yarayan, başında durduğu kitaplardan bihaber olan kütüphaneciler vardır (istisnalar umarım vardır, memnun olurum). Bilginin ve kültürün ışığı görülmeyen yüzler de zaten gülmez.

- Gelişmiş ülkelerde sosyal sorumluluk projeleri de çok gelişmiştir. Emekli olmuş ya da yapacak pek bir işi olmayan, gönüllü olmuş insanlar kütüphanelerde istihdam edilir. Hem vakitleri değerlenir hem de ellerine ortalama bir gelir geçer. Bu süre boyunca profesyonel kütüphanecilerle dirsek teması içinde kütüphanenin ihtiyaçlarına ve hizmetlerine katkıda bulunurlar. Değer gördükleri için, boş vakitlerini kendilerine uygun kutsal bir amaçla doldurdukları için mutlu olurlar, değer gösterirler. Bizde ise kütüphanelerde profesyonelliği tartışılır memurlar vardır. Değer görmezler, değer göstermezler. Sosyal sorumluluk projelerinde kullanılabilecek insanlar kahve köşelerinde çürür giderler. Gerçi paha biçilemeyen tarihi eserlerin müze depolarında çürüdüğü bir ülkede bu konuşmalarımız abes kaçabilir.

İstanbul Kütüphaneleri

İstanbul'da özel ve devlet, büyük ve küçük toplam 367 tane kütüphane vardır. Bunlar:
- 7 tanesi yazma eser kütüphanesi,
- 17 çocuk kütüphanesi,
- 83 halk kütüphanesi,
- 104 araştırma kütüphanesi,
- 166 ilk, orta ve yüksek öğretim kurumları kütüphaneleridir.

Öğretim kurumları kütüphaneleri kendi öğrencilerinin ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuş olup dışarıdan genellikle ziyaretçi almamaktadır. Araştırma kütüphanelerinin çoğu ise bir şirket ya da kurum bünyesinde olup rutin okuma yapmaya müsait değildir. Geriye kalanlar ise 7 yazma eser ve 83 adet halk kütüphanesidir. Yani normal bir vatandaşın rutin bir okuma yapabileceği yerler buralardır. Yazma eser ve halk kütüphaneleri genel olarak akşam 16.00 - 17.00 civarında kapanmaktadır. Gündüz işe gitmesi gereken bir insanın İstanbul'da gidebileceği kütüphane sayısı bir elin parmaklarını geçmez yani. Bu durumda kütüphaneler, nasıl yaşam tarzına gelebilir?
Ahmet Hamdi Tanpınar Müze Kütüphanesi içi

Benim muhatap aldığım kütüphaneler, hiçbir kurumla ve üniversiteyle bağlantısı olmayan bir bireyin, yani halktan bir insanın gidebileceği, rutin bir okuma yapabileceği kütüphaneler. Ve bu insanların gidebileceği kütüphane sayısı 90 civarı. Bu kütüphanelerin de %90'dan fazlası Osmanlı'dan kalma kütüphaneler. Yeni yapılmış ve halkın hizmetine sunulan kütüphane sayısı o kadar az ki. "Osmanlı camiden başka bir şey yapmamış" diyenler bu sayıları görmeli. Osmanlı zamanındaki İstanbul nüfusunun kullanmakta olduğu kütüphaneleri bugün yine tüm İstanbul kullanıyor ya da kullanmaya tenezzül etmiyor. Eldeki mevcut kütüphanelerin çoğu restorasyon isteyen tarihi binalar. Oysa ki kültürel zenginliğimiz olan bu kütüphaneleri güzelleştirmek için yapılan çok az proje ve restorasyon var.

Sonuç

Ben rahat ve sükunet içerisinde kitap okuyabileceğim, binasıyla ve iç dizaynıyla insanı ferahlatan ve okumaya teşvik eden, tatmin edici bir saate kadar açık olmasıyla çalışan insanların da kullanmasına fırsat sağlayan, bir kütüphanede olması gereken bütün kaynakların bulunduğu; güler yüzlü, çalışkan, bilgili, kültürlü ve okuyan amatör - profesyonel ekibi ve müdavimleriyle cazibe merkezi olmuş, insanlarda yaşam tarzı haline gelmiş kütüphaneler hayal ediyorum ve buna ihtiyaç duyuyorum. Çok okuduğum için değil, çok okumak istediğim için..

Var olan kütüphanelerimiz bir nevi kültürel zenginliğimizdir. Aynı 3 tarafı denizlerle çevrili bir ülkede yaşıyor olmamız gibi, aynı toprakları çok verimli bir ülkede yaşıyor olmamız gibi, aynı yer altı kaynakları yönünden çok zengin bir ülkede yaşıyor olmamız gibi, aynı genç nüfus açısından çok zengin bir ülkede yaşıyor olmamız gibi. Ama hiçbirini kullanmadığımız gibi kütüphaneleri gerektiği ölçüde kullanamıyoruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder