Email ile takip et.

10 Kasım 2011 Perşembe

Bilgi, Genel Kültür ve Uzmanlaşma

İnsan düşünen bir hayvandır der Aristo herkesin bildiği gibi. Yani insanı hayvanlardan ayıran şeydir düşünmek. Düşünmek kavramının içerisinde 'bilmek' ve tüm bilişsel eylemler var.

İlk çağdan beri bilişsel faliyetler devam etmekte. Bu bilişsel faliyetlerin toplamı bilimi ve felsefeyi oluşturmakta. Bilim ise birikimsel şekilde yani yeni bulunanlar eskilerin üzerine eklenecek şekilde devam etmekte. Bu da literatürün sürekli genişlemesi, çağımız itibarıyla da tamamına hakim olunmayacak seviyeye gelmesi demek.

Muhakkak ki insan bu dünyada bilmeli, öğrenmeli. Ama nasıl bir bilgi? Her çağın her bireyin gereksinimleri ve tarzı farklı. Bilgi de gereksinimlere, tarza ve çağa göre şekil değiştirmekte.

Çağlara Göre Bilgi ve Düşüncenin Değişimi

İlk çağda insanların önem verdiği kavramlar; hayatta kalabilmek, yaşamını devam ettirebilmek gibi hayvani tarafın daha ağır bastığı içgüdüsel şeylerdi. 'Su ne tarafta' 'ormanda avlanmanın yolları' gibi soruların cevapları her şeyden daha önemliydi. Düşünmek ve özellikle felsefe bu çağda istisna idi. Düşünenler de doğa felsefesi, varlık felsefesi gibi çok temel konular üzerine düşündüler.

Orta çağ ise dinsel konuların etkisi altında kalmıştır. Batı dünyasından din mevzuu skolastik düşünceye neden olurken, Doğu özellikle de İslam dünyasında din mevzuu tam bir kalkınma ve ilerlemeye neden olmuştur. Bu çağa damgasını vuran düşünürler İbn-i Sina, İbn-i Arabi, Farabi, İbn-i Rüşt gibi müslüman düşünürler olmuştur. Popüler konular ise felsefe, tıb, astronomi, matematik, mantık gibi temel pozitif ilimler ve dinsel bilimler olmuştur.

Yeni çağ ise tam bir bilgi çağı olmuştur. İlim ve fen patlama yapmış, dinsel konular geriye çekilip pozitif ilimlerin öne çıkmış, inanç yerine neden-sonuç teşvik edilmiş, ilim ve fende çok geniş buluşlar yapılmış ve tüm fenler birçok alt başlığa ve parçaya ayrılmıştır.

Orta Çağ ve Yeni Çağda Bilginin Karşılaştırılması

Orta çağda çok geniş olmayan pozitif bilimler tamamen öğrenebilecek seviyedeydi. Bundan dolayı tüm ilimlerden bir şeyler bilenler bu çağda alim sayılıyordu. Örneğin İbn-i Sina her ne kadar tıb ilmiyle özdeşleşmiş olsa da uğraştığı alanlar; geometri, mantık, fıkıh, sarf, nahiv, tıp ve doğabilim gibi geniş bir alana yayılmıştı.

Yeni çağda ise bilginin ön plana çıkması ve her geçen gün yeni şeylerin literatüre kazandırılması sonucu insanların her alanı yakından takip etmesi zorlaştı ve insanlar daha küçük alanları takip edebilir hale geldi. Ayrıca küçük alanlarda geniş bilgiye sahip kişi ihtiyacı ortaya çıktı.

Tüm bunlar ise yeni çağda 'uzmanlaşma' kavramını beraberinde getirdi.

Uzmanlaşma Genel Bilgi ve Genel Kültür

Her şeyden bir şeyler bilmek ve bir şeyden her şeyi bilmek. Siyah ile beyaz gibi arasında mesafeler olan iki kavram. Her alandan bir şeyler bilmeye genel kültür, bir alanda her şeyi bilmeye ise uzmanlaşma denir.

Çağımızın mutlak gereksinimidir uzmanlaşma. Genel kültür ise uzmanlaşma ile kaybedilendir. Çünkü insanlar bir konuyla alakalı derinlemesine bilgiye battıkça geneli gittikçe boşlamaya başlarlar ve sürekli beslenmediği sürece genel kültür körelir.

Örneğin Amerika'da yüksek tahsilli olup yaşadığı ülkenin başkentini bilmeyen insanlar vardır. Çünkü Amerika tam bir uzmanlaşma ülkesidir. Kişiden işinin, dolayısıyla uzmanlık dalının haricinde herhangi bir şey bilmesi beklenmez. Kişiler de kendi dalında en iyi olmaya bakar, geri kalan konularla ise kendi istek ve meraklarına göre ilgilenirler.

Amerika'yı görüp ülkemiz Türkiye'de de aynı muameleyi beklemeyin. Çünkü Türkiye'de herhangi bir dalda 'okumuş' kişi herhangi bir konuda fikir danışılabilecek insan olarak algılanır. Yani bizim ülkemizde insanların beklentisi, yüksek tahsil görmüş birinin her alanda bir fikri ve bir görüşü olması gerektiğidir. Bu da bizim ülkemizde genel kültürün ehemmiyetini arttırır. Mesela Amerika'daki bir doktorun işinden başka bir şey bilmeme lüksü olabilir ama benim görüşüm benim ülkemde yoktur. Aksi takdirde insanların gözündeki değerinizde düşüş yaşanabilir. Tabi sonunda bizim de geleceğimiz yer Amerika'nın bugünkü hali. Bizim ülkemizde de yavaş yavaş 'işini bilsin yeter' görüşüne geliniyor. İnsanlar uzmanların işini ne kadar iyi bildiğine bakıyor. Ama biraz daha zamanımız var.

Uzmanlaşma-Genel Kültür Spektrumunda Olunması Gereken Yer

Uzmanlaşma kişinin mesleğini belirlerken, genel kültür ise kişinin dünyaya bakışını ve o kişinin vizyonunu belirler. Uzmanlaşma, çağın gereksinimlerine göre insanın günlük yaşamdaki yerini belirlerken, genel kültür ise kişinin ufkunu alabildiğine açmaktadır. Bu ikisi de birbirinden kıymetli şeylerdir gözümde.

Peki bu ikisi arasındaki denge nasıl tesis edilebilir?

İnsan, yaşadığımız çağda kendine sağlam bir yer edinebilmek için muhakkak uzmanlaşmalıdır. Uzmanlaşırken de genel bilgiden uzak kalmamalıdır. Genel bilgi dediğim meslek içi genel bilgi ve yaklaşımdır. Mesela dahiliye alanında uzmanlaşan bir hekim genel tıp bilgisinden, dahiliyenin üzerine yan dal olarak herhangi bölüm yapan bir hekim dahiliye ve tıp bilgi ve yaklaşımından uzak kalmamalıdır. Tabi ki kendi uzmanlık veya yan dalı konusunda da kendisini mükemmel yetiştirmeli ve alanının en iyisi olmaya çalışmalıdır.

Bunların haricinde bir de genel kültür vardır. İnsanın hayata bakış açısını geliştirebilmesi için genel kültür çok önemlidir. Genel kültür okunan kitaplarla, gezilen yerlerle, katılınan kültürel aktivitelerle alakalıdır. Özellikle toplumumuzda okumuş yani yüksek tahsilli kişilerden genel bir hayat görüşü, bazı konularla alakalı fikir sahibi olmaları beklenir. Bu açıdan çok da elzem olmasa da her konuda bir şeyler bilmek, en azından her konuyla alakalı fikir sahibi olmak önemlidir.

Tabi bazıları için genel kültür zorunluluk değil bir önceliktir. Çünkü mevcut çağ, içinde bir sürü uzmanı barındırırken genel bilgisi iyi olan, konulara genel yaklaşımı olan insan bakımında fakirlik çekmektedir. Bu açıdan da genel kültürü olan, genel yaklaşımı olan insanlar ön plana çıkmaktadır.

Sonuç

K işinin uzmanlaştığı bir primer dalı olmalı, bunun yanında da hem mesleki hem genel olarak yaklaşım kaybedilmemeli, sosyal planda insan kendini tek bir alana hapsetmemeli ve genel kültürden uzak kalmamalıdır.

Uzmanlaşmanın ehemmiyetini kimse yadsıyamaz. Bunun yanında da genel kültürü zayıf bir insanın dünyevi ve düşünsel meselelerden ne kadar uzak olduğu da yadsınamaz. O zaman 'genel bakış açısını kaybetmeden uzmanlaşmak' ve 'genel kültürden kopmadan uzmanlaşmak' ana amacımız olmalıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder