Email ile takip et.

18 Eylül 2011 Pazar

Doktorlardan Nefret Etme Sebepleri

İktidarın sağlık politikaları ve kötü örnek doktorlardır.

Doktorlar, yani dizi olarak değil gerçek hayattaki doktorlar, gökten inen bir grup değil halkın arasından çıkan bir grup veya zümre. Ondan dolayı içindeki şerefsiz sayısı normal halk popülasyonundan farklı değil. Doktorların zamanımızda hedef gösterilmesi veya öne sürülmesi de iktidarın politikasından başka bir şey değil. Amaç 100.000 kadar doktor zümresini silip milyonlardan oy toplamaktır. Yoksa doktoruymuş, hemşiresiymiş 10 sene öncesinden daha iyi durumdayız. Bakın iyi durumda değil, 10 sene öncesinden daha iyiyiz diyorum. İşte şu anki bu sıkıntılar da doktor zümresinin günah keçisi yapılmasından ve geçmiş hesapların şu an gün yüzüne çıkartılmasından kaynaklanıyor. Başka bir şey değil.

Biliyorum ki poliklinik yaparken hastayı sallamayan insanlar var. Ama doktorların çoğu zaman sıkıntısından dolayı hastayla yeteri kadar ilgilenememekte. `Normalde` bir hastaya 15 dakikada bakılmalıdır, ayrılmalıdır. Tüm muayene, konuşma, tedavi minimum bu kadar olmalıdır. Polikliniğe 100 kişi gelmesine göz yuman bir devletiniz varsa nasıl hastaya 15 dakika ayrılabilir? O zaman doktor her hastaya 3 5 dakika ayırıp işini halletmek durumundadır. Bu işin sorumlusu devletken suçlu doktormuş gibi lanse edilmekte ve algılanmaktadır. İşte kapıdaki kalabalığa göz yuman da devlettir. Çünkü sevk sistemini işletmemektedir. Aile hekiminin yapacağı işi uzman doktora hatta profesör doktora yaptırtmakta, bununla da meydanlarda övünmektedir.

Kendimden biliyorum ki (bu sene aktif hasta bakmışızdır tabi uzmanlara ve hocalara danışarak) hangi hastaya yarım saat minimum 15 dakika ayırdım, herkes dua ederek ismimi ve memleketimi öğrenerek ayrıldı. Her kime de kapıya 100 kişi yığıldığından 3 5 dakika bakabildik, onlar da çok memnun ayrılmamaktan tut kavga çıkarmaya kadar hadiselerle sonlandı. Kapıya 100 hasta yığan doktor değil devlettir. O zaman suçlu doktor mudur? Ama günah keçisi doktordur.

Ben size daha dramatik bir örnek vereyim. Sağlık Bakanlığı'nın 2 doğum evinde toplu ölümler meydana geldi son birkaç sene içerisinde (isim vermeyeceğim). Sebep ise küvez yokluğundan aynı küveze ikişer, üçer bebek yatırılması idi. Sağlık Bakanlığı durumu araştırıp suçlunun kendisi olduğunu anlayınca konuyu örtbas etti. Şu an bu konular hiç konuşulmaz çünkü suç doktorlara atılamıyor. Bir ara başhekime suçu atalım dediler ama başhekimin de kaç defa bakanlığa yazı yazarak durumu aktardığı öğrenilince ihale kendilerine kaldı ve tabi konu örtbas oldu. İşte suçlu kim? "Benim vatandaşım kapıdan çevrilmeyecek" deyip hastanesine gerekli yatırımı yapmayan. Kendinizi o çocuğu ölen babanın yerine koyun. Kolay olan doktoru suçlamak. Ama zor olan, asıl olan ne? Doktorun suçu olabilir mi olabilir. Mahkemeye ver, otopsi yapılsın ortaya çıksın. Hatalı cezasını bulsun.

Bir de performans sistemi var ki evlere şenlik. Devletin senden istediği günlük baktığın kelle sayısı. Kelle sayısı ne kadar fazlaysa o kadar para. Yani devlet kendi halkını kelle yerine koyuyor. Tedavi oldu mu, yarar gördü mü diye sormuyor. Oysa İngiltere'de doktor sigarayı bıraktırdığı insan başına, yaptığı koruyucu sağlık hizmetleri başına para almakta. Türkiye'de ise durum bu. Bu da ekseri doktoru çok hasta bakmaya ama gerisini çok düşünmemeye itiyor. Çapa acilinde durduğum günlerde hasta elinde tetkiklerle geliyor. Diyor ki şu özel hastane bana kayıt açtı, kan tahlilime baktı, "senin Çapa'ya gitmen lazım" dedi. Bakıyoruz hastaya çoğu zaman basit bir şey, yani orada hallolabilecek bir şey çıkıyor. Amaç kelle sayısı olduğu için tedaviyi, düzelmeyi kimse önemsemiyor. Doktor da beşer ve şaşar. Ama devlet tek hamlede bunu düzeltebilir, bu erke sahiptir.

Örneğin Sağlık Bakanı çıkıp diyor ki asistan hekim ayda 7 bin tl kazanıyor. Asistan hekimin o paraya ulaşması ütopik hatta imkansız. Hocanın hastalarını asistana saysan belki ki o da zaten olmaz. Asistan hekim 1,5 bin tl maaş, dönerle beraber 3 bin tl maaş alıyor dostlar. Fena para değil ama 2 bin lira üstü maaş alıp 2 3 güne bir 1 nöbet tutan polisle kıyaslayınız. Polisin can güvenliği yok demeyin, bizim de can güvenliğimiz yok ve çalışma şartları kaç kat ağır. Bu durumda Sağlık Bakanı'nın bu açıklaması provokasyon değil midir? Hani kim 7 bin alıyor?

Yani arkadaşlar iş devlette bitiyor. Şunu hatırlamaya gerek var ama hatırlatmaya gerek yok; doktorların da şerefsizi, dini imanı para olanları var. Hem de çok. Bunların Allah belasını versin. Zaten zamanında insanların hakkına geçtiler çokça (şimdi ceremesini biz çekiyoruz o ayrı mesele). Lakin sistem hastaya bir şey yapmak isteyen, idealist bir doktoru da öteki doktordan ayırmıyor. Kapıya 100 hasta birikti mi sabah 9 akşam 4ü 100e bölelim arkadaşlar o kadar dakika düşüyor her hastaya. Ki birçok tanıdığım öğlen arası yapmıyor, poliklinikler 6'ya 7'ye kadar devam edebiliyor (ben Çapa'da böyle gördüm. Hasta bitmeden iş bitmez. 4 resmi saattir).

Deveye sormuşlar dostlar "sırtın niye eğri?" diye. "Nerem doğru" demiş. İşte sağlık sistemi de ülkemizin binlerce eğriliğinden sadece biri. Farkı ise iktidar tarafından günah keçisi haline getirilmesi.

Artık hala anlamayana ise diyeceğim, bedduam şu ki; "inşallah sen veya bir akraban veya çocuğun veya başkası ileride doktor olur". Evet dostlar bizim bedduamız bu. Biliyorsunuz ki insanlar, nedenini anlamadığım şekilde çocuklarını tıbba sokmaya çalışıyor. Ve biz diyoruz ki umarız ki girerler. Çünkü doktorun halinden de, istisnalar hariç, bunların harici biraz zor anlıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder