Email ile takip et.

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Gece ve İbadet

(İslam felsefesine bir köprü mahiyetinde)

Yürüyordum, bir gece vaktiydi Beyazıt'tan Çapa'ya. Acıkmıştım. Haseki civarında bir pilavcıya rastgeldim. Yemeğimi yedim ve yoluma devam ettim.

Çok geçmemişti aklıma bir soru takıldı. Neden daha önce bu lokantayı hiç görmemiştim? Oysa ki senelerdir buralarda oturuyordum. Dükkanın yeni açılmadığı da belliydi. Düşündüm, bir yandan da yürürken. Neden şimdi? Sonunda buldum. İlk defa görmemin nedeni gece geç saatlere kadar açık olması idi. Etrafındaki alımlı dükkanlar ışıklarını ve kepenklerini kapatmışlardı. Gündüz etrafındaki şaşaalı dükkanların gölgesinde kalsa da, hiç farkedilmese de, geceler bu dükkana kalmıştı. Yani kısacası bu dükkanı diğerlerinden ayıran geceydi.
Gündüzün şaşaalı çocukları, bırakmışlardı yerlerini, gecenin mütevazı çocuğuna.

Bu düşünselini yaşarken, aklım serbest çağrışım ile; geceden, gece ibadetine kaymıştı. Kuran'da ve hadislerde, gece ibadetine neden bu kadar ehemmiyet verildiğini anlamıştım. İnsanların ekserisi ışıklarını kapatmışken, göz kapaklarını indirmişken, uykunun en derin yerinde iken; gece ibadeti ile uğraşanlar parlarlar, belirirler Allah nezdinde. Milyarlarca insan arasında onlar sivrilirler.

Gündüz ne şaşaalı insanlar görürüz ama bu insanların geceleri karanlıktır. Gündüz, şanslı isek, ne mütevazı insanlara bakarız, çoğu zaman ise bakarız ama göremeyiz, farkedemeyiz, seçemeyiz ama bu insanların geceleri aydınlıktır. İşte, Mevla tarafından görülen, farkedilen ve seçilenler de bunlardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder