Email ile takip et.

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Yazmak

Beş harften oluşan bir kelimedir dışardan bakıldığında.
Dışarıdan bakmak yetmez, içerisine girmek gerekir. İçten görünüşü ile ne devasa bir kavramdır. Öyle ki başınız döner. Yazmak kavramını gerçekleştiren kişidir yazar. Kimi yazar olanı yazar, kimi yazar olana yeni şeyler katar. Kimi zaman toplum mühendisi olur, kimi zaman acı söyler dost olur, kimi zaman güldürür, kimi zaman düşündürür. Kısacası bizden uzak olup bize çok yakın olan kişidir.

Hayatımızın her anı okumakla geçiyor ama yazmakla geçen kısımları çok sınırlı. Tabi derste not tutmak gibi başkasının dikte ettiğini yazmaktan değil, kendine özgün yazmaktan bahsediyorum. İnsan yazmadıkça bu işin ne kadar zor olduğunu da anlamıyor. Örneğin bir gazeteyi ele alıp okuyoruz ama nasıl yazıldığını hiç düşünmüyoruz. Haber, haber yorumları, köşe yazıları,... dizaynına hiç girmiyorum bile. Oysa ki bu sayılanlar onlarca kişi tarafından saatler süresinde hazırlanıyor her yeni gün be gün. Biz ise son ürünü alıp sadece tüketiyoruz.

Amatör olarak yazmaya çalışan yazarlar olarak bizler, kısmen bu güzellikleri ve bu zorlukları anlama şansına sahibiz. İki kelimeyi biraraya getirmenin zorluğu, yazdığınız ve o kadar emek verip uğraştığınız yazının beğenilmemesi, üstüne üstlük eleştirilmesi, beğenilmemeyi hazmedebilme ve daha birçok şey. Dışardan bakıldığında küçük gibi görülen bu yönlerin; hakiki yazarlığın nasıl olduğunu kıyaslamada, yazarlığın zorluklarını kavramada ve yazarlık pratiğimizde çok işimize yarayacağını düşünüyorum. Tabi burada şunu da belirtmek lazım. Yazarlığımız, içini doldurabildiğimiz kadar yazarlıktır. Yazıyı laf olsun torba dolsun diye yazmak var, binlerce kişi tarafından okunan bir basın yayın organında milyonlarca kişi tarafından okunacakmış gibi yazmak var. Bu tamamen bize kalmış. Tamam yazarken bir yandan da eğleneceğiz ama ekseri olarak yapılması gereken ikincisi yani on kişiye yazılsa da milyonlara yazılıyormuş gibi yazmak. Çünkü son tahlilde, bize bir şeyler katacak olan, yazarlık yönümüzü geliştirecek olan budur. Bence sözlüklerin, blogların kuruluş amacı da budur. Bu düşüncem, bazılarımız tarafından abartılı bulunabilir. 'Hadi be sen de' veya 'çok uçtu' gibi sözleri duyar gibiyim. Sinema dünyasında ne kadar iyi oyuncu varsa ve geçmişlerine baktığımda, kenar bir semt tiyatrosundan geldiklerini ve hala tiyatrolarla bağlarını kesmediklerini gördüm. Demek istediğim şu ki; şimdi basit gördüğümüz, pek kıymet vermediğimiz şeyler ileride çok değerli şeylere temel oluşturabilir. Bugün ehemmiyet vermediğimiz bir hadise ileride kıymete binebilir.

Gölde büyük halkanın oluşabilmesi için taşın göle düşmesi ve küçük halkanın oluşması gerekir. Yani büyük hedefe giden yol, başlamaktan ve azimle ilerlemekten geçer. İşte bu yazıyı yazmamın sebebi de bunu kendime hatırlatmaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder