Email ile takip et.

5 Nisan 2013 Cuma

Diyojen'in Hayatı, Felsefesi; Diyojen Sendromu; Diyojen Kulübü

Diyojen (Diogenes)
"Diyojen (Diogenes) M.Ö. 412  - M.Ö. 323 yılları arasında yaşamış Kinik felsefesinin öncüsü ünlü filozoftur. Sinop'ta doğmuş Korint'de ölmüştür. Babası ve Diyojen'in kalpazanlık ve para tahribatı suçuyla Atina'ya sürgün edildiği bilinmektedir. 1071 Malazgirt Savaşı'nda Alparslan'a yenilen Romen Diyojen (IV. Romanos Diogenes) ile sıklıkla karıştırılmaktadır." 

"Diyojen, sürgün edilen babasıyla Yunanistan'a gitmiştir. Kısa bir süre sonra onu terk eden “Manes” adındaki köle ile geldiği Atina'da dönemin medeniyetine karşı çıkmış bir köpek gibi yaşamaya karar vermiş, böylece "kynikos" (köpeksi) adını almıştır. Dinde, davranışta, giyimde, barınmada, yiyecek ve terbiyede bütün geleneği reddetmiştir. Atina'da tanıştığı Sinizm öğretisinin kurucusu Antisthenes kendi felsefe ve öğretisini Dijoyen'e öğretmiştir. Sokrates’den ders alan Antisthenes, Sokrates’in ölümünden sonra kendi okulunun başına geçip gerçek erdemin kişinin kendine egemen olmasına, tutkularından ve öbür insanlara bağımlılıktan kurtulmasına dayanan kinik felsefesinin kurucularından olmuştur. Diyojen, Atisthenes’in doğaya uygun yaşam çağrısına uymuştur. Hayatını son derece fakir olarak geçiren Diyojen'in içinde yaşadığı bir fıçısı ve bir çanağı vardır. Rivayetlere göre bir gün bir çeşme başında avucu ile su içen bir çocuğu gördüğünde “Bu çocuk bana fazladan eşyam olduğunu öğretti” diyerek elindeki çanağı da atmıştır."

"Aristoteles'in öğrencisi olan Büyük İskender felsefeye meraklı filozoflara değer veren bir hükümdardır. Korint’e gelen Büyük İskender, Diyojen’i ziyaret etmiş ve bir dileği olup olmadığını sormuştur. O ise bu soruya “Gölge etme başka ihsan istemem.” yanıtını vermiştir. Daha sonra ünlü imparator: "Büyük İskender olmasaydım 'Diyojen' olmak isterdim" demiştir."


Büyük İskender ve Diyojen

"Kuduz bir köpeğin ısırığıyla, çiğ ahtapot yeme alışkanlığına bağlı olarak ya da nefesini tutarak intihar ettiği gibi pek çok ölüm sebebi rivayet edilmektedir. Eflatun'un "Çılgın Sokrat" dediği, çok güzel konuşan, üstün zekası ile herkesi etkileyebilen bu ünlü Kinik filozof bütün gariplik, anormal hal ve tavırlarına rağmen saygı görmüş, ölümünden sonra anısına Korintoslular bir köpeğin yaslandığı mermer bir sütun dikmiştir."


Diyojen'in Felsefesi 


"Diyojen yoksulluk içinde yaşadığı, halka açık yerlerde yatıp kalktığı ve yiyeceğini dilenerek topladığı halde, herkesin aynı şekilde yaşaması gerektiğini savunmamıştır. Kişinin en kısıtlı yaşam koşullarında bile, mutlu ve bağımsız olabileceğini göstermeyi amaçlamıştır. İnsanın kendi kendine yeterli olabilmesi gerektiğini savunmuştur. Uygarlaşmanın getirdiği kurallara ve araçlara bağlı olan bir yaşamı reddetmiş, yaşamın doğal ve sade olması gerektiğine inanmıştır. Bu inanışıyla da kinik felsefenin öncülerinden olmuştur. Kinizme ün kazandıran, dolayısıyla kinizmin yayılmasını sağlayan Diyojen'dir. Diyojen bu öğretiyi eyleme dönüştürmüştür ve gerçek erdeme ancak bu şekilde ulaşılacağını savunmuştur. Rivayete göre Diyojen, yaşamını bir fıçının içinde devam ettirmeye vardırarak, toplumsal gereksinmelerden kendisini tamamen yalıtmaya yönelmiştir."
"Kendi açısından sade ve doğal, toplumsal değerler açısından ise sefil denebilecek bir yaşam sürer. Ona göre, sade bir yaşam tarzı, sadelikten başka, örgütlenmiş, dolayısıyla uzlaşımsal toplumların görenek ve yasalarını da önemsememek anlamına gelir. Diyojen, doğaya aykırı bir kurum olan ailenin yerini, kadınların ve erkeklerin tek bir eşe bağlı olmadığı, çocukların ise bütün toplumun sorumluluğunda bulunduğu doğal bir durumun alması gerektiğini savunmuştur."

Diyojen Sendromu 

"Zaman içerisinde Diyojen, onun yaşam biçimine benzer yaşayan insanlar için bir yakıştırma olmuştur. Bu benzetme psikiyatride de kullanılmaya başlanmış ve kendilerine bakmayan insanlar Diyojen’e benzetilerek, hastalıklarına "Diyojen sendromu" adı verilmiştir. Bu hastalar ekonomik ve sosyokültürel seviyesi yüksek insanlar olup, normal hayatlarında duygusal olarak değişken, agresif, belli bir gruba ait olmaya çalışan ve gerçeklik ile problemleri olan insanlardır. Bu tip bir davranış bozukluğuna çok yavaş geçmektedirler. Sendromun nedeni olarak erken yaşlarda yaşanan bir strese cevap olarak geliştiği fikri bugünlerde ağır basmaktadır. İlk olarak etraflarında olup bitenlerle temaslarını kesen bu hastalar genellikle yalnız yaşarlar ya da etraflarındaki yakınlarının farkında değildirler. Anti-sosyalleşme çoğunlukla kir pas içinde, dağınık bir ortamda yaşamaya başlayarak çöp toplamaya (syllogomania) da başlayabilmektedirler. Beslenme bozukluklarına bağlı problemler (demir, protein, kalsiyum, vs. eksiklikleri) sıklıkla mevcuttur. Özellikle kadınlarda görüldüğünde sıklıkla ölümle sonuçlanmaktadır (5 yıllık sağkalım %46). Olguların büyük çoğunluğu anti-psikotik ilaçlara iyi cevap verirler." 

"Hastalar çoğunlukla kimsesiz, entelektüel seviyeleri yüksek insanlar olduklarından toplumdan yavaş yavaş koparlar ve yoklukları toplum tarafından hissedilmez. Hastalıkları son noktaya ulaştıklarında ise, Diyojen misali tek istekleri "gölge etme başka ihsan istemez" olduğundan, toplum da onları çok umursamaz. Ne zaman ki, bir şekilde saldırgan olur diğer insanlar onlardan korkar, pis halleri çevrelerini rahatsız eder, o zaman toplumun ilgisini çekerler. Diyojen sendromu, yaşlanan toplumlarda, uç bir hastalık gibi görünse de, aslında bu hastalar toplumun kimsesiz olan bu tip insanlara karşı ne kadar duyarsız olduğunun bir yansımasıdır. Bütün olarak incelenmesi gereken bu insanların sayısının günün koşulları içerisinde daha da artacaktır." 

Diyojen Kulübü 

Diyojen Kulübü
Diyojen Kulübü, birçok Sherlock Holmes hikayesinde geçen, serinin yazarı Sir Arthur Conan Doyle tarafından kugusal olarak ortaya atılmış bir beyefendiler kulübüdür. Seriye göre kulüp, toplumdan soyutlanıp kendilerince gazetelerini okumak, düşünmek ve diğer işleriyle uğraşmak isteyen Sherlock Holmes'ün tembel ağabeyi Mycroft Holmes ve birkaç beyefendi tarafından ortaklaşa kurulmuştur. Kulüp, insanların herhangi bir rahatsızlıkla veya engelle karşılaşmadan okuyabilmesi için bir odası haricinde konuşma yasağı olan, uşakların ses çıkarmamak için ayaklarına pamukla kapladıkları ve ayak uçlarına  basarak yürüdükleri bir yerdir. İsmi, amacından da anlaşılabileceği gibi Diyojen'den gelmektedir. 

Son Söz 

Diyojen gibi insanlar, felsefeyle ve düşünceyle hayatın gerçek anlamını anlamıştırlar. Bizler gibi görmezler dünyayı. Dolayısıyla bizlere çok normal ihtiyaçlar gibi gelen giyinme, barınma, yeme içme,... gibi ihtiyaçlar onlara çok sıradan şeylerdir. Düşüncenin ve felsefenin zevkine varıp hayatın anlamını buldukları için kendilerini diğer şeylerden soyutlamışlardır. İleri akli şeyler varken dünyanın şeylerine ehemmiyet vermezler. Bu yolda Diyojen evden, giyisilerden, toplumun saygısından vazgeçmiştir. Hatta eliyle su içen bir çocuğu gördüğünde su içtiği tasını artık gereksiz olarak niteleyerek atmıştır. Diğer yandan Sokrates, felsefesi yolunda hayatından  vazgeçmiştir. Hayatından vazgeçmek pahasına dahi felsefesinin öğretilerinden vazgeçmemiştir. Kimilerine göre Diyojen pis bir adam olabilir, Sokrates ise aklını kaçırmış bir deli. Aslında onlar aşmış insanlardır. 

Not: Diyojen ile alakalı bir derlemedir. Hayatı ve felsefesi kısmı ansiklopedik kaynaklardan sadece ufak revizyonlarla alınmıştır. Diyojen sendromu, bilimsel ve sosyal makalelerden derlenmiştir. Diyejen Kulübü kısmı da derlemedir. Son Söz kısmı kendime aittir. Yazıdaki amaç, Diyojen ve Diyojen ile alakalı tüm önemli noktaları bir araya getirmektir. Ki, öyle de olmuştur.

1 Nisan 2013 Pazartesi

Dünden Bugüne Katılımcı İnternet Sözlükleri

Bugün Türkiye'de bulunan, başını Ekşi Sözlük'ün çektiği yüzlerce katılımcı internet sözlüğü var. Bu sözlükler neredeyse bir milyona yakın insana ve milyonlarca tanıma ev sahipliği yapmakta. Siyasi tartışmalar, salt bilgiler, karşıt görüşler, hayat tecrübeleri ve daha birçok çeşitte yazı kendisine bu sözlüklerde yer bulmakta. Bu noktada insanın aklına "bu sözlük furyası nereden geliyor?" gibi bir soru gelmekte. Yabancı menşeli midir? Ne zaman ve nasıl başlamıştır? Ben de buradan yola çıkarak katılımcı internet sözlüklerinin tarihini inceleyeceğim.
ekşi sözlük

Katılımcı internet sözlüklerinin öncüsü, Türkiye'de bu furyanın öncüsü olarak yaygın şekilde tanınan Ekşi Sözlük imiş. Herkes Türkiye'deki öncülük kısmını bilse de, dünyadaki öncü sitenin de Ekşi Sözlük olduğunu bilmez.

Ekşi Sözlük, 1999'da Sedat Kapanoğlu tarafından kurulmuştur. Fikrin kaynağı ise kurucunun okuduğu Dougles Adams'a ait "Otostopçunun Galaksi Rehberi" adlı bir kitaptır. Kitapta, bilinmeyen bir gelecekte kainattaki herkesin bilgi ekleyebildiği bir bilgi kaynağından bahsediliyor. Buradan hareketle Sedat Kapanoğlu, sevdiği bir şarkının ismi olan "Sourtimes" adında bir site kurarak, bir kısmını da hayalindeki sözlüğe tahsis eder. Sitenin isminde geçen ingilizcede manası "ekşi" olan "sour", bugünkü Ekşi Sözlük'ün de isim babası olur. Daha öncelerdeki hayali "Sedat Software Group" adlı kısaltması "SSG" olan bir yazılım grubu kurmak olan Sedat Kapanoğlu ise kendisine "SSG" nickini seçer. Ve site "Kutsal Bilgi Kaynağı" mottosuyla 1999'da yayın hayatına başlar.

Sözlüğün yapısı, işleyişi, kuralları tamamen özgün olarak şekillenmiştir. Daha önceki mizah yazılarında "bakınızlar" vermeyi seven kurucu sözlüğe "bakınız verme" imkanı eklemiştir. Kişiler başlık açmakta ve bunun altına tanım girmektedir. Girilenlerin doğru olma zorunluluğu yoktur. Sözlükte admin, moderatör adlı yöneticiler, gammaz adlı kamu denetçileri gibi sözlüğün yönetimini sağlayan hiyerarşi mevcuttur.

sözlük kavramları


Ekşi Sözlük en başlarda çok da olmayan bir ilgiyle yoluna devam eder. Giderek özellikle üniversite gençliği arasında yayılmaktadır. Hem eğlenceli hem bilgilendirici hem paylaşımcı hem de karşıt fikirlerin barınabildiği bir yer olarak izlenmektedir. Bu süreçte yazar olma talebi de artmaktadır. Gelen talep bir anda artınca Ekşi Sözlük yazar alımlarını kapatır. Bu noktada, Ekşi Sözlük'ün yazar alımlarını durdurmasını fırsat bilen, Türkiye'deki katılımcı internet sözlüğü talebinin farkına varmış üç sözlük (nedir.net, zamane sözlük ve private sözlük) 2003'te yayına geçer. Bu ve bundan sonra gelecek diğer sözlüklere "Klon Sözlük" adı verilecektir. Daha sonraki seneler birçok klon sözlüğün kuruluşuna şahit olacaktır. Bugün Ekşi Sözlük tarzında en büyük klon sözlükleri 2004'te açılan İTÜ Sözlük ve 2006'da açılan Uludağ Sözlük'tür. Başarıya ulaşan bu klon sözlüklerin birer üniversite ismiyle anılması, bu sözlüklerin üniversite öğrencileri tarafından geliştirilmesine ve yine yoğun olarak üniversiteliler arasında popüler olmasına bağlanmaktadır.

itü sözlük

Yıllara göre her yıl açılan katılımcı internet sözlüğü sayısı:
1999 - 1 sözlük 
iü sözlük
2003 - 3 sözlük 
2004 - 4 sözlük 
2005 - 4 sözlük 
2006 - 18 sözlük 
2007 - 39 sözlük 
2008 - 20 sözlük 
2009 - 3 sözlük

Ekşi Sözlük ve diğer klon sözlükler başlık ve tanımlar açısından katı ve belli kurallara sahiptirler. Yazar olanların bu kuralları bilmesi ve bunlara uygun hareket etmesi beklenir. Süregelen Ekşi Sözlük tarzı kurallara dayanan katılımcı sözlük tarzına bir tepki olarak 2009 yılının sonlarına İnci Sözlük doğmuştur. Kural, kuralsızlıktır. Türkiye Cumhuriyeti yasaları gibi bağlayıcı dış kaideler haricinde sözlüğün hiçbir kuralı yoktur. Diğer sözlüklerden, hatta toplumdan dışlanmış insanlar İnci Sözlük'te bir araya gelmiştir. Bundan sonrasında ise internet üzerinden mizahi ve anarşist kültürün temsilcileri olmuşlardır. 2011'de İnci Sözlük'ün yazar alımlarında büyük bir kısıtlamaya gitmesi İnci Sözlük tarzında kuralsız sözlüklerin sayısını artırmıştır. Bugün İnci Sözlük tarzında onlarca site bulunmaktadır.

inci sözlük ve dedeler
Kısacası, bugün Türkiye'de, dünyanın başka hiçbir yerinde olmayan bir sözlük kültürü hakimdir. Bazısı Ekşi Sözlük tarzında kuralları olan, bazısı da İnci Sözlük tarzında kuralsız sözlüklerdir. Diğer yandan hepsi, insanların birçok ihtiyacına hizmet etmektedir. Bu ihtiyaçlar; sosyal konular hakkında fikir belirtme, siyasi düşünceyi ortaya koyma, edebi yazın, bilgi, paylaşma, sosyal ilişki kurma, okuma ve okunma, takip etme ve edilme, beğenme ve beğeni alma gibi sayısız olarak çoğaltılabilir. Bugün birçok katılımcı internet sözlüğü insanların bilgilendiği, yazı yazmayı öğrendiği, düşüncelerini aktarma yolları gösteren entelektül bir ortam konumundadır. İnci Sözlük ve klonları da oradaki insanların ihtiyaçlarını karşılayan bir konumdadır. Kimse inkar edemez ki, İnci Sözlük ve klonları da bir ihtiyacın, bir tepkinin ürünüdür.

Bugün bazı sözlükler altın dönemini yaşamaktadır. Bazıları çoktan yaşamış, bazıları da yaşayacaktır. Genel olarak katılımcı internet sözlükleri bugün kendilerine sabit bir yer, sabit bir yazar ve okur kitlesi edinmişlerdir. Bir şey hakkında fikir sahibi olmak isteyenlerin ilk referans noktası haline gelmişlerdir. Çünkü insanlar, sözlükteki yazarları, yanlı şirket ve kurumların aksine, kendisine yakın, hatta kendisi gibi görmektedirler. Bu da sözlüklerde yazılanlara güveni arttırmaktadır. Aynı şekilde sözlük yazarları da, okunduklarını ve insanların önemli bir karar öncesi yazdıklarına göz atacaklarını bildikleri için çoğunluk olarak sorumluluk duygusu çerçevesinde yazılarını yazmaktadırlar.

Bugün birçok insan katılımcı internet sözlükleri sayesinde uyuşabileceği sağlam dostlar edinmiş, hatta evlenmiş, bilgilenmiş, entelektüel düzeyini yükseltmiş, yazı yazmayı ve düşüncesini nasıl aktaracağını öğrenmiş, kendisine hoş bir hobi ve lobi edinmiş, sosyal olarak gelişmiş ve daha sayamadığımız birçok fayda görmüştür. Bundan dolayı Ekşi Sözlük kurucusu Sedat Kapanoğlu teşekkürü hak etmektedir.

Katılımcı internet sözlüklerinin iyi yönde gelişmesi ve insanlığa daha yararlı hale gelmesi ümidiyle.

KAYNAKÇA

http://tr.wikipedia.org/wiki/Ek%C5%9Fi_s%C3%B6zl%C3%BCk
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kat%C4%B1l%C4%B1mc%C4%B1_s%C3%B6zl%C3%BCk
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nci_s%C3%B6zl%C3%BCk
http://www.eksisozluk.com/
http://www.iusozluk.net/
http://www.itusozluk.com/
http://www.uludagsozluk.com/
http://inci.sozlukspot.com/
http://ogecan.com/newworks/Sozlukler.pdf
http://www.onedergi.com/2009/12/eksisozlukun-kurucusu-ssg-one-dergisine-konustu/
http://www.etohum.com/eksisozlukun-kurulus-hikayesini-biliyor-musunuz
http://www.etohum.com/eksisozluk-adi-nereden-cikti
http://www.iusozluk.net/t/mart+2009+alexa+interaktif+s%F6zl%FCkler+s%FDralamas%FD
http://www.iusozluk.net/t/interaktif+s%F6zl%FCkler+tarihi+s%FDralamas%FD

8 Mart 2013 Cuma

Özel Üniversite vs Devlet Üniversitesi

Özel Üniversite

Son yıllarda çok miktarda özel üniversitenin açılması ile özel üniversiteler de öğrencilerin tercihlerinde önemli hale geldi. Bu yüzden iki üniversite çeşidi arasındaki farklar tercih açısından önem kazanmaya başladı. Bu yönden genel olarak bu iki üniversite çeşidi arasındaki farklara değineceğim.



Araştırmalara göre bir üniversite öğrencisi, üniversite hayatı boyunca en çok bilgiyi yine kendisi gibi öğrenci olan akranlarından ediniyor. İlginç ama hocalar, kitaplar ve imkanlar arkadan gelen faktörler. Ben de incelemeyi bu önem sırasıyla yapacağım.

Öğrenci Kalitesi

Akademik hayat boyunca öğrencilerin en çok bilgi edindikleri kişiler kendi dönem arkadaşları ise öğrenme kalitesini en çok etkileyen şey kişinin bölümünün öğrenci kalitesidir.


- Devlet üniversitelerinde bölümdeki herkes aşağı yukarı yakın puanlarla bölüme kabul edilir. Özel üniversitelerde ise burslu öğrenciler ile burssuz öğrenciler arasında genelde bir puan uçurumu vardır. Bu da devlet üniversitelerinde daha homojen bir eğitimi getirir. Özel üniversitelerde ise daha heterojen bir eğitim vardır, çünkü eğitim burssuz öğrencilere göre verilir.

- Özel üniversitelerdeki bir kısım öğrenciler "parayı bastırdık, bizi geçirmek zorundasınız" gibi gerzekçe bir düşünceye sahiptir. Bu öğrenciler özel üniversitede eğitimin ve sınav sisteminin kalitesini aşağı çeker. Devlet üniversitelerinin eğitim ve sınav düzeyleri daha yüksektir.

- Özel üniversitelerde eğitim-öğretim ile alakası olmayan bir güruh vardır. Kimisi sadece üniversite muzunu olmak için okumaya kimisi de zengin sevgili/koca bulmaya gelmiştir. Devlet üniversitelerinde ise bu kişilerin sayısı oldukça azdır.

Sonuç olarak devlet üniversitelerindeki öğrencilerin akademik bilgi ve bilinç düzeyleri genel olarak özel üniversitelerindekilerden yüksektir.

Öğretim Üyesi Kalitesi

Öğretim üyesi kalitesi üniversite kalitesi en çok etkileyen faktörlerden birisidir. Anlatılan dersler, ders programları, ders materyalleri öğretim üyelerinin elinden geçmektedir.

- Büyük köklü üniversiteler en geniş ve kaliteli öğretim üyesi kadrosuna sahiptirler. Kadro kalitesi ve genişliği üniversitenin kuruluş tarihi yakınlaştıkça azalır. Son zamanlarda özel üniversitelerin açılmasıyla birçok kaliteli öğretim üyesi çeşitli nedenlerden dolayı (maaş azlığı, ilgisizlik,...) özel üniversitelere geçmiştir. Birçok köklü devlet üniversitesi bu süreçte kan kaybetmiştir. Bu yönden tercih yapmadan önce bölümlerin öğretim üyesi kadrosu ve kalitesini araştırmak gerekir. Her özel üniversite bölümü kaliteli hocaları çekemediği gibi her devlet üniversitesi bölümü de hocalarının önemli bölümünü kaybetmemiştir.

- Öğretim üyelerinin öğrencilere karşı olan tutumu da önemlidir. Özel üniversitelerde yüksek ücretler ödenen eğitim ve her öğretim üyesine devlet üniversitelerine göre daha az öğrenci düşmesi nedeniyle öğrencilere daha yüksek ilgi vardır. Özel üniversite öğrencileri devlet üniversitesi öğrencilerine göre daha yüksek doğal ilgi görmektedirler. Diğer yandan "devlet üniversitelerinde öğrenciye hiç ilgi gösterilmiyor" algısı da yanlıştır. Devlet üniversitelerinde öğretim üyeleri tüm öğrencilere ilgi göster(e)memekte, daha ilgili daha talepkar öğrencilerle ilgilenmemektedirler. Bu da yüksek öğrenci/öğretim üyesi oranının sonucudur. Lakin ilgili, istekli, talepkar öğrenciler devlet üniversitelerinde daha nitelikli ilgi görebilirler. Bunun için sürekli öğretim üyelerinin ve asistanların kapılarını aşındırmaları, bu süreçte de terslenmek, ilgisizlik gibi olumsuzlukları göze almaları gerekir. Kimi öğrenciler de lisans boyunca öğretim üyelerine tek soru sormadan mezun olabilir. Genel olarak özel üniversitelerde standart bir eğitim varken devlet üniversitelerinde isteklilerin daha iyi bir eğitim alabileceği bir doğal seleksiyon vardır diyebiliriz.

Üniversite İmkanları

Üniversite imkanları öğrencileri üniversiteye çeken ve eğitimleri boyunca yararlanacakları imkanlardır. Bazı imkanlar gerekli iken bazıları da lükse kaçmaktadır. Kütüphane, derslikler, laboratuvarlar, diğer eğitim fasiliteleri gerekli imkanlar iken boğaza nazır bir kampüs, lüks kafe ve restoranlar yerine göre ekstra imkanlar olmaktadır.

- Türkiye'de devlet üniversiteleri devlet yönüyle geniş imkanlara sahiptir. Lakin bu imkanlar genelde düzgün kullanılmamakta veya kullandırılmaktadır. İmkanlar olsa da bakımsızlık, öğrencilerin kullanımına açık olmaması, kolay ulaşılabilir olmaması gibi olumsuzluklar çıkmaktadır. Özel üniversiteler ise öğrenci çekmek amacıyla imkanları dahilinde birçok imkan sunmaktadır. Hem gerekli hem lüks imkanlar birçok özel üniversitede daha iyi, daha ulaşılabilirdir. Tabi özel üniversite gibi devlet üniversiteleri, tek binalı ve kampüssüz bahçesiz (üniversite öğrencisi dediğin çimenlere yayılır) üniversiteler de bulunmaktadır.

- Kütüphane olarak devlet üniversiteleri geniş bir eski kitap koleksiyonuna, özel üniversiteler ise güncel kaynak kolleksiyonuna sahiptir. Devlet üniversitelerinin kütüphanelerinde güncel kaynak eksikliği vardır. Özel üniversiteler ise daha öğrenci merkeziyetli olduğu için birçok güncel kitap bulundurulmakta, olmayanlar ise istek halinde hemen temin edilmektedir. Devlet üniversiteleri çoğunlukla öğrenci merkezli değildir.

Yönetim


Üniversite yönetimi ve idari kadro öğrencilerle olan işler ve üniversite işleyişi açısından çok önemlidir. Özel üniversiteler ve devlet üniversiteleri arasında idari yönden uçurum gibi bir fark vardır.

Özel üniversiteler paralı eğitim işletmeleri olmalarından dolayı daha öğrenci merkezli üniversitelerdir. Öğrenci kolayına öğrenci işleri, sekreterlik,... gibi idari kısım ve personeli ile sıkıntı yaşamaz. Özel üniversitelerde öğrenciler fakülte sekreteri, anabilim dalı başkanı, dekan, rektör gibi akademik ve idari birimlerin başlarına kolaylıkla ulaşıp istek ve şikayetlerini kolaylıkla iletebilir.

Diğer yandan devlet üniversiteleri (devletimiz gibi) daha bürokratik, daha ulaşılmaz yapıya sahiptir. Devlet üniversiteleri genelde öğrenci merkezli değil personel merkezli yerlerdir. Birçok öğretim üyesi ve idari personel kendileri olduğu için öğrenciler var sanır. Öğrenciye saygı ve sevgi çerçevesinde hizmet vermenin vicdani rahatsızlıktan başka bir yaptırımı olmadığı için vicdansız, insanlıktan nasibini almamış gerek idari gerek akademik personel öğrencilere zulmetmektedir. Üniversiteler kendisi olduğu için öğrenciler var zanneden dekanlardan ve rektörlerden, egosunu tatmin eden öğretim üyelerinden, öğrencinin yüzüne bakmayan sekreterler ve özellikle öğrenci işleri personelinden geçilmemektedir. Öğrencilere gösterilen bu davranış paterni en üst kademelerden alt kademelere kadar silsile halinde inmektedir.

Oysa üniversiteler öğrenciler için vardır, üniversite öğrencilerindir. Bu düşüncede olmayan bahsettiğimiz handikaplara sahip üniversitelerde ülkenin geleceği olan bilgili gençlerin yetişmesi "bu yönetime rağmen" gerçekleşmektedir.

Sonuç


Devlet üniversiteleri ile özel üniversiteler arasındaki farklılık multifaktöryel düzeydedir. Üniversiteler ve özellikle tercih edilecek bölümler değerlendirilirken çoklu değerlendirme uygulanmalı ve mesele çok yönlü ve ayrıntılı olarak ele alınmalı, sonuç total olarak verilmelidir.
İyi tercihler, iyi eğitimler.


28 Haziran 2012 Perşembe

Egzersiz ve Sağlık

İçinde bulunduğumuz asrın sorunlarından bir tanesi de fiziksel aktivite azlığıdır. Kişileri eğitim kurumlarındaki sıralara ve kütüphanelere, ofislerdeki çalışma masalarına ve bilgisayar başına hapseden bilgi çağı ve hareketsizliği arttıran televizyon, sinema, bilgisayar, araba gibi modern buluşlar genel olarak çağımızdaki hareketsizliğin sebepleridir. Oysa ki insan vücudu bu hareketsizliğe alışık değildir. Binlerce yıldır günde ortalama 20 km. yürüme mesafesi olan ataların soyundan gelmektedir. Tüm insan fizyolojisi de bunun üzerine şekillenmiştir. Hareketsizlik damar yağlanması, kalp krizi, inme, kanser ve daha sayamayacağımız birçok hastalığa neden olmaktadır. Ayrıca uykusuzluk, uzamış yorgunluk gibi birçok hastalık harici bozukluğa da neden olmaktadır. Dolayısıyla diyebiliriz ki insan vücudu harekete alıştıktır. Son yüz yılın gerektirdiği hareketsiz yaşam tarzına insan vücudu alışabilmiş, uyum sağlayabilmiş değildir.

Egzersizin Yararları

Hareketli yaşam tarzının, spor yapmanın birçok yararı vardır. Yukarıda saydığımız hastalıkların önlenmesinde, bu hastalıklara yakalananların iyileşme sürecinin kısalmasında, daha sağlıklı bir yaşamda ve yaşlanmada, günlük performansın ve verimin artmasında katkısı büyüktür. Aslında hareketli yaşam tarzı ve yapılan spor bizlere katkı sağlamaz, bizleri eski sağlıklı halimize döndürür ve çağın insan vücudu üzerindeki zararlarını ortadan kaldırır.

Peki Nasıl Bir Egzersiz

Egzersiz ve spor denildiği zaman insanların aklına, body salonlarında yapılan ağır egzersizler gelmektedir. Oysa ki sizi bu çağın zararlarından koruyacak egzersiz çeşidi oldukça basittir. Haftanın en az 2-3 gününde, ideal olarak 5 gününde yapılan ortalama 45 dakika 1 saat arasındaki tempolu yürüyüş haftalık egzersiz açısından yeterli gelecek, hastalık risklerinde büyük bir düşüşe, sağlıklı yaşam ile alakalı büyük faydaya neden olacaktır.

Sağlıklı Yaşam Kültürü

Bugün ilköğretim ve liselerimizde "beden eğitimi" dersine pek ehemmiyet verilmemektedir. Hatta bazı okullarda yapılmayıp etüd saatlerine dahil edilmektedir. Oysa ki olması gereken haftada en az 1, ideal olarak 2 saat öğrencilerin aktif spor yapması ve okuldan geri kalan zamanlarda yapabileceği ve yapması gereken fiziksel aktiviteler hakkında bilinçlenmek ve olması gereken tutumu edinmektir. Yapılan çalısmalar beden eğitimi derslerinin okul başarısına, sanılanın aksine olumsuz değil olumlu yönde etki ettiğini göstermiştir. Ayrıca sağlıklı yaşam biçimi konusunda toplumunda fiziksel aktivite bilinci ve bilgisi oluşturacağından uzun vadede hastalanma ve sakatlık oranlarını azaltacaktır. Dolayısıyla sağlıklı, üretken birey ve topluma sebebiyet verecek, bireylerin üretkenliğini artırıp ülkenin sağlık harcamalarını azaltacaktır. Bugün toplumumuzda fiziksel aktivite bilinci ve bilgisi bulunmamaktadır. Bundan dolayı toplumumuz birçok kronik hastalıkla pençeleşmektedir. Devletimiz ve sağlık kuruluşlarımız ise hastalıkların daha baştan önlenmesiyle değil, tedavisiyle ilgilenmektedirler.

Egzersiz ve Mental Sağlık

Sağlıklı bir beyin ve sağlıklı bir yaşlanma için egzersiz, hayati önem taşımaktadır. Fiziksel olarak bilinçli ve aktif bir hayat geçirenler, geçirmeyenlere göre daha sağlıklı bir beyne ve vücuda sahip olmaktadırlar. Atatürk'ün söylediği "sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" sözünü kanıtlamaktadır.

Sonuç

Fiziksel aktivite günlük yaşantımızın bir parçası olmalıdır. İnsan vücudu bin yıllardır olan geçmişinde buna programlanmıştır.
Fiziksel aktivite beyin ve vücut sağlığımızı koruyan bir unsurdur. Sağlıklı bir yaşam ve sağlıklı bir yaşlılık dönemi için gereklidir.
Haftada en az 2-3 gün, ideal olarak 5 gün, günde 45 dakika ile 1 saat arası bir yürüyüş elzem fiziksel aktivite miktarıdır.

Sağlıklı ve verimli bir yaşam dileğiyle...

23 Haziran 2012 Cumartesi

Şirketokrasi / Korporatokrasi

Corporatocracy / Şiketokrasi
Şirketokrasi ya da korporatokrasi, ülkeleri, büyük kapitali ve insan gücünü elinde bulunduran şirketlerin yönetmesi gerektiğine inanılan yönetim şeklinin adıdır. Hiçbir zaman gerçekleşmeyecekmiş gibi görülen bir yönetim şekli olabilir ama bugün dünyanın birçok ülkesinde geçerli olan yönetim şeklidir.

Ülkenin yönetim şekline ister komünist deyin ister halk cumhuriyeti, ister demokrat olun ister kapitalist veya liberalist, ülkeleri elinde kapital gücü olanlar yönetmektedir. Kapital gücü de genelde şirketlerin elindedir. Ülkenin başındaki isimler ise halkı uyutmaya yarayan şeylerdir. Örneğin Çin, bugün halk cumhuriyeti olarak geçmektedir. Oysa ki komünizmden halk cumhuriyetine sadece levha değiştirerek geçmiştir. İşin içyüzünde ise bugün gayri sahafi milli hasılası en yüksek ve yıllardır en hızlı büyüyen ülke olan Çin'de, insanlar çok ucuza çalıştırılmakta, bütün bu bahsettiğimiz kaymak kısmı ise büyük şirket patronları tarafından paylaşılmaktadır. Komünizm nerede, halk cumhuriyeti nerede? Hiçbirisinin olanlarla alakası yok. Başka bir örnek olarak zamanında ve kısmen hala ülke yönetimini etkilemeye çalışan TÜSİAD örnek gösterilebilir. Bugün tam olarak yönetimde söz sahibi olmasalar da onların yerine söz sahibi olan başka şirketlerle yer değiştirmişlerdir.

Gelecekbilimiyle uğraşanlar ya da gelecekle alakalı kurgulamalarda bulunanlar, geleceğin bir şirketler yönetimi altında olacağını öngörmekte ve "T society" yani "T toplumu" fikrini ortaya atmaktadırlar. Bu fikre göre "T"nin üç ana kolu toplumun üç ana kolunu temsil etmektedir: sivil toplum, multi uzmanlar ve büyük şirketler... Yine kurgu eseri bazı yapımlarda da bu görüşü destekleyen oluşumlar vardır: "The Resident Evil" filmindeki "Umbrella Corp.", "Fringe"deki "Massive Dynamic" ve daha sayabileceğimiz birçok örnek gibi.

Corporatocracy / Şirketokrasi
Belki de şirketokrasi fikri, kapitalizmin geldiği son noktadır. Demokrasi ya da farklı bir rejimle seçilen bürokratları istekleri doğrultusunda yönlendirmekle yetinmeyip şirket olarak başa geçmek isteyeceklerdir. Belki de büyümek isteyen bir ilaç şirketinin bilinçli olarak yaydığı bir virüs sonucu insanlığın sonu gelecek, bilemeyiz.

Velhasıl kelam geleceğimizde büyük şirketler önemli rollere bürünecek gibime geliyor, velev ki yönetim şekli ne olursa olsun. Kestiremediğim kısım ise büyük oynayan mı olacaklar? Yoksa oynatan mı?

7 Mayıs 2012 Pazartesi

The Four Doctors / Big Four

John Singer Sargent - The Four Doctors
Dünyada çağdaş tıp eğitiminin öncüsü olan Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kuran 4 doktora verilen isimdir. Bunlar; Sir William Osler, Sir William H. Welch, Sir Howard A. Kelly ve Sir William Steward Halsted'tir. Bunlar Amerikan tıp tarihinde "Big Four" olarak adlandırılır.

1906'da John Singer Sargent tarafından yapılan "The Four Doctors" tablosu bu dörtlüyü biraraya getirmiştir.



Sir William Osler

Sir William Osler
Tıp eğitiminin gelişmesinde ve çağdaşlaşmasında büyük rolü olan, hasta başı vizitlerinin kurucusu, Kanadalı hekimdir.

Johns Hopkins'in ilk tıp profesörüdür. Fizyoloji ve patoloji dersleri vermiştir.


Sir William H. Welch 



Sir William H. Welch
Amerikalı hekim ve patologtur. Kurulan tıp fakültesinin ilk dekanıdır. Hayatı boyunca "Amerikan Tıbbının Dekanı" ünvanı kendisine verilmiştir.



Sir Howard A. Kelly



Sir Howard A. Kelly
Amerikalı ünlü jinekolojist. 
Sir William Steward Halsted
Amerikalı ünlü cerrah.

Ameliyatlarında asepsi tekniklerini ve anestetikleri ilk kullananlardan birisidir.

Meme kanseri için radikal mastektomi olmak üzere birçok cerrahi teknik tanımlamıştır.






11 Mart 2012 Pazar

Kitap ve Okunacak Yer İhtiyacı Üzerine Bir Model

Barnes and Noble
Daha önceki yazılarımda kitap okumanın öneminden, kitap almanın ve okumanın verdiği hazzın doruklarına ulaşabilmekten, kitap kadar onları huzur ve sükunet içerisinde okuyabilecek yerlerin de büyük bir ihtiyaç olduğundan bahsetmiştim. Kütüphanelerin ne kadar eksik olduğundan da bahsetmiştim. İşte bugün, daha önceden Türkiye'de de örneklerine rastladığımız, özel sektörün güçlendiği yeni bir dünya düzenine göre revize edilmiş bir sistemden bahsedeceğim.

Barnes and Noble Modeli

Barnes and Noble; Amerika menşeli, uluslar arası, çok katlı bir binalara sahip olan, içerisinde fast food ve içecek dükkanları gibi ihtiyaçları da barındıran dev kitap mağazaları zinciridir.

Barnes and Noble İç Dizayn
İnsanlar mağazada hem okumak ya da almak için istedikleri her türden kitabı, kitabı inceleyip okuyabilmek için gereken sükunet içinde bir okuma ortamını, öğlen yemeğini yiyip kahve ve bilimum içecek çeşitlerini alabilecekleri bölümleri bulabiliyorlar. Bu şekilde sabah giren bir müşteri akşam mağaza kapanana kadar içeride kalabiliyor, her türlü dergi ve kitabı inceleyebiliyor, üstüne üstlük kimse de "hesabı keselim mi?" bahanesiyle "hadi kalk artık" manasına gelen cümleler kurmuyor (Amerikan sisteminin genel hatları da zaten böyle ya Starbucks'tan gördüğümüz gibi).

Sinerjizm
Devletten, resmi kütüphanelerden ümidi yoksa bir insanın beklentiler özel sektöre kayabiliyor. Özel sektörler insanın beklentilerini farkedip karşılamakta devletin hantallığına nazaran çok daha başarılılılar.

Sistemin Türkiye İçindeki Temsilcileri

Türkiye'de kitapçıların çoğu oturup kitabı kısa süre inceleyebilmek için dahi oturacak yer bulundurmuyorlar. Bazı kaliteli diyebileceğimiz kitapçılarda, kısa süreli oturum için kısıtlı oturma imkanları var. Böyle başka bir kitapçı daha var mı bilmiyorum ama Kabalcı ve Alkım kitabevleri Türkiye'deki yaygın düzenden daha farklı olarak Amerikan Barnes and Noble tarzı kitapçılık hizmeti sunuyor.

Kabalcı Kafe
Örneğin Kadıköy Alkım Kitabevi'nde giriş katında "Kahve Dünya"sı var. İnsanlar inceleyecekleri ve okuyacakları kitapları alıp kahvelerini yudumlayarak okuyabiliyorlar.
Ya da Beşiktaş Kabalcı Kitabevi'nde kitapçının içinde aynı zamanda geçip okunabilecek, bir yandan da kahvelerin yudumlanabileceği bir kafe bulunuyor. Bu sistemler Barnes & Noble sistemini andıran sistemler.

Daha Da İlerisi

Belki de okuma ihtiyacını karşılamak için özel sektör daha da ileri gider de çok katlı, bir kısmı kitap mağazası, bir kısmı hakiki bir kütüphane olan, yiyecek ve içecek ihtiyacını karşılayan kısımlarının da bulunduğu kitapçılar/kitabevleri kurarlar. Barnes and Noble'nin dünya geneline yayıldığı gibi önce Türkiye geneline, sonra da dünya geneline yayılırlar. Tabi ki özel sektörün bunu farkedebilmesi için de öncelikle bizlerde ihtiyaç haline gelmesi gerekiyor. Asıl zor olan da özel sektörün bu mağaza zincirlerini açması değil, halkımızda bu mağazalara duyulacak genel ihtiyacın karşılanması olacak gibime geliyor.

İstanbul Üniversitesi Tarihine Sahip Çıkıyor


Mensubu olarak bizleri, sanat kültür ve tarih sevenleri memnun eden durum.

Yalnız bir üniversite olarak önceliklerini çok iyi belirlemek durumunda. Öğrencileri ve mensupları fiziki şartları hiç iyi olmayan kütüphanelerde, dersliklerde öğrenim görüyorsa, öğrenciler bu üniversite içerisinde üvey evlat muamelesi görüyorsa binalardan önce ehemmiyet verilmesi gereken yerler var demektir. O da öğrencilerin kullandığı imkanları düzeltmek ve geliştirmek, öğrenci eksenli bir üniversite olmak. bir yerde öğrenci varsa orası öğretim kurumudur, eğitim kurumları öğrenciler içindir. Oysa ki istanbul üniversitesi'nde öğrenciler üniversite ve hocalar için varmış gibi bir dinazorca anlayış var. Son zamanlarda biraz kırılmaya başlasa da, bu tablonun istisnası birçok kaliteli, alanında saygın hoca bulunsa da genel durum malesef böyle.



Son zamanlarda bir iyileşme de yok değil. Yiğidi örseleyelim ama hakkını da yemeyelim. Çapa ve Ccerrahpaşa kampüsleri yıkılıp yeniden yapılıyor, kütüphaneler bazısı köklü değişimden geçerek bazısı da sadece boya sürülerek restorasyon yapıldığı belirtilip açılış üstüne açılış yapılıyor. Yarım yamalak olsa da bir otomasyon sistemi işliyor. Yine de bir kıpırdanma ve iyiye gidiş var. türkiye'nin en büyük ve köklü üniversitesine yakışmıyor yine de bulunduğu durum. demek ki kökler de bir yere gelince tıkanıyor, güncel durum ön plana çıkıyor.

Öğrenci işleri zaten ayrı bir konu. Öğrenciden bol ne var çevrede? Öğrenci kim ki? İşte öğrenci buradan eğitim alan, buraya harç yatıran kişi. öğrenci bir şey dediği zaman yüze bakılmadan, bilgisizce verilen kestirme cevaplar. Hocaya arattığın zaman bir yalanmalar, telefonda da olsa düğme iliklemeler felan. kişiliğiniz bu kadar mı?

Şu anda oğlu fakültemde öğretim üyesi olan, profesörlüğün babadan oğula geçtiğini bize kanıtlayan emekli bir cerrahi profesörü "elin ...larını ben mi eğiteceğim bu saatten sonra" demiş zamanında. Bu da genel olarak "İstanbul Üniversitesi"nin seneler içerisinde aldığı yolu gösteriyor. Üniversite şu an bu durumda olmasa da bu anlayışın kalıcı sakatlığını yaşıyor. Eski kafalı dinazor profesörler (profesör ama hoca veya öğretim üyesi değil) gidip yerine insancıl öğretim üyeleri gelmedikçe de tam olarak kurtulacağa benzemiyor.

Sonuç olarak üniversitemizi seviyoruz. Yaptığı öncü projelerle de gurur duyuyoruz; ama önceliklerini iyi ayarlamasını bekliyoruz. Öğrenci odaklı bir üniversite olmasını bekliyoruz. Ne kadar bekleyeceğimizi göreceğiz.

http://www.istanbul.edu.tr/

3 Mart 2012 Cumartesi

Çapa Hulusi Behçet Kütüphanesi

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, nam-ı diğer Çapa'nın öğrenci kütüphanesidir. Diğer adı Hulusi Behçet Kütüphanesi'dir.

Çok eskilerde 24 saat açıkmış. Nerede evsizi, berduşu, sokaklarda "havalimanından geliyorum; saat, parfüm lazım mı?" diyen zencisi varsa hep kütüphanede sabahlarmış. Ondan sonrasında ise geceleri kapatmaya başladılar kütüphaneyi. Sabah 07.30 ila gece 23.45 arasında açıktır. Bazısını kesmese de tatmin edici saatleri var yine de.

Kütüphane alanı geniş olup tüm fakülte öğrencilerine yetmemektedir, oysa ki silme masa ile kaplıdır. Kitap ve sosyal imkanları çok kısıtlıdır hatta yoktur. Sosyal imkanları çok kısıtlı olsa da yemeden, içmeden hatta nefes almadan çalışabileceğiniz en iyi kütüphanedir. 72 milletten ders çalışan adam bulunur içinde, öteki buçuk milletin de zaten çalışmaya ihtiyacı yoktur.

Kendisi Çapa'nın en çürük binasıdır. En küçük depremde çökecek ilk binadır. Ki çökerse de fakülte birkaç devre birden kaybeder ve birkaç dönem mezun vermeyebilir. Çünkü `TUS` çalışan 5. ve 6. sınıflar, dersleri yoğun olan 4. sınıflar sürekli kütüphanededir. 1918'de çanakkale savaşına giden tıbbiyelilerle mezun vermeyen fakülte, herhangi bir depremle de aynı duruma düşebilir.

Belki de bu nedenledir bilemiyorum, Çapa ve Cerrahpaşa'nın yenilenme projesinde ilk yıkılacak ve yapılacak yerlerden birisi Çapa kütüphanesidir. Yani bugünkü haliyle müşerref olmak için sayılı günler var. Umarım ki sonrasında yeni yüzüyle, modern bir kütüphane göreceğiz.

Güzel günler göreceğiz floresanlı günler
Kalemleri beyazlıklara süreceğiz

1 Mart 2012 Perşembe

Atom Altı Entrikaları

Artı yükü atom çekirdeğindeki protonlar, eksi yükü ise atom etrafındaki yörüngelerde dönen elektronlar oluşturur. 

Cisimler yüklü cisimler ve nötr cisimler olarak ikiye ayrılır. Nötr cisimler, içerisindeki artı ve eksi yük miktarı birbirine eşit olan cisimlerdir. Yüklü cisimler ise içerisindeki yük miktarı artı veya eksi bir tarafa doğu fazlalaşmış cisimlerdir. Yanlış kanının aksine hem artı hem eksi yük hareket etmez. Hareket eden sadece eksi yük yani elektronlardır. Protonlar yerlerinde dururken elektronların yer değiştirmesi yükü belirler. 

Nötr durumdaki bir cisme yüklü bir cisim yaklaştırırsak, yüklü olan cisim tersi olan yükü çekeceği için cismin yüklü cisme bakan tarafı bir yükle, öteki tarafı diğer yükle yüklenir. Örneğin nötr bir metal çubuğa eksi yüklü bir cisim yaklaştırırsak, metalin yüklü cisim tarafındaki elektronlar "aynı yükler birbirini iter" prensibiyle metalin öteki tarafına itilir, cisme bakan taraf artı yani pozitif yükle, cisme bakmayan taraf ise eksi yani negatif yükle yüklenir. Basit bir elektrostatik kuralı. 

Mesel denizine açılalım ve protonu kendini ağırdan satan kız, elektronları ise abazan erkekler olarak düşünelim. Kızlar, abazan erkekleri çeker. Yani sürekli yer değiştirenler abazan erkeklerdir. Kızlar ise insanları etrafında döndürmeyi sever, tıpkı çekirdekteki proton gibi. Bir kızın etrafında ne kadar erkek varsa, o miktarda erkek kızın yanına yaklaşamaz. Abazan erkeklerin tek mantığı vardır; "nefes alsın yeter" felsefesiyle boşta olan bir kıza yaklaşmak. 

Hiçbir atomla tepkimeye girmeyen atomlar vardır; bunlar helyum ve radyum gibi soygazlardır. Çok soylu ve asil atomlardır. Kimseyle oralı olmazlar, atomlara yukarıdan bakarlar. Periyodik cetvelin en havalı ve nezih yerinde, tükürseler kağıda değecek mesafedeki kutucuktan yalılarının sahillerinde, üstlerinde "robe de chambre"larıyla içkilerini yudumlamaktadırlar. Dünya umurlarında değildir.

Nötron ise çok sallanmayan, dikkate alınmayan, çekirdekte bulunan bir elemandır. Aynı çekirdeği eşi protonla paylaşmasına rağmen yükü olmadığından dolayı sürekli aldatılır. Çünkü nötrdür. Oysa ki atomlarda nötron azalması veya artması atomun kararlılığını bozar. Nötron sayısı değişen atom, radyoaktif maddeye dönüşür ve radyasyon yaymaya başlar. İşlem, atom çekirdeğinin ani parçalanmasına kadar devam ederse iş atom bombasına kadar devam eder. 

Yani bir manada nötron, hesaba katılmayan, sürekli boynuzlanan basiretsiz kocaya benzer. Durur, durur, durur ve pompalı tüfekle ortalığı dümdüz eder. 

Eğer taş-kağıt-makas olarak sıralarsak bunları; proton elektronu etrafında döndürür, elektron nötr olan nötronu yüküyle boynuzlar, nötron bombardıman olursa ortada proton mroton bırakmaz. O zaman oynayalım.

... proton-elektron-nötron...